OKUYUCU PUANLARI
[Toplam: 0 Ortalama: 0]

ALTIN IŞIK ÖZETİ -ZİYA GÖKALP

Ziya Gökalp

Önemli düşünürlerimizden ve edebiyatçılarımızdan olan Ziya Gökalp, 1876’da Diyarbakır’da doğmuştur. Öğrenimine Diyarbakır’da başlayan Ziya Gökalp, aynı şehirde Askeri Rüştiyeyi (1890) ve Askeri İdadiyi bitirmiştir. (1894) II. Meşrutiyet’in ilanından sonra, Ziya Gökalp Diyarbakır ve Peyman gazetelerinde yazmış ve İttihat ve Terakki Cemiyetinin doğudaki temsilciliğini yapmıştır. 1909′ da partinin Selanik’teki kongresine il temsilcisi olarak katılmıştır. Bir yıl İstanbul Darülfünun’da psikoloji okuttuktan ve Diyarbakır maarif müfettişliği yaptıktan sonra, yeniden Selanik’e gitmiştir. Katıldığı parti kongresinden sonra genel merkez üyeliğine seçilmiştir. Burada Genç Kalemler, Yeni Felsefe, Rumeli gibi dergi ve gazetelerdeki yazılarıyla Türkçülük ve dilde sadeleşme hareketlerinin öncüleri arasında yer almıştır. 1912’de Gökalp İstanbul’a yerleşmiştir. O yıl Ergani Madeninden Milletvekili seçilmiştir.
Türk Ocağı çevresindeki çalışmaları, Türk Yurdu ve kendi çıkardığı Yeni Mecmua gibi dergilerdeki yazıları ile döneminde önemli bir kesim üzerinde etkili olmuş, Türkçülük akımının ilkelerini ortaya koyması yönüyle de gelecek nesillere tesir etmiştir. Ziya Gökalp, İstanbul’un işgali üzerine tutuklanarak iki yıl Malta’da sürgün kalmıştır. Sürgünden sonra 1923’e kadar Diyarbakır’da kalmış ve Küçük Mecmuayı yayımlamıştır. 1923’te Diyarbakır’dan milletvekili seçilmiştir. 1924’te İstanbul’da vefat etmiştir. Mezarı Sultan Mahmut türbesindedir.

Ziya Gökalp, yaklaşık elli yıllık ömründe ideolojisini yansıtan pek çok sayıda eser vermiştir. Bunlardan bazıları şunlardır: Kızıl Elma, Yeni Hayat, Altın Işık, Türkleşmek İslamlaşmak Muasırlaşmak, Türkçülüğün Esasları, Malta Mektupları

ALTIN IŞIK

Ziya Gökalp’in en kıymetli eserlerinden biri olan Altın Işık 1923 yılında yayımlanmıştır. Altın Işık, yarı nesir yarı şiir türünde bir eserdir. Eserin değeri, Ziya Gökalp’in halk masalları ile Türkçülük, milliyetçilik fikirlerini ustaca birleştirmesinden ileri gelir. Yazar, sade, akıcı ve çoğu zaman veznin sağladığı bir lirizmle halk hikâyelerini her kesime hitap edecek şekilde sunarken çoğu zaman masalların sonuna eklediği öğretici bir kısımla Türk kültür ve medeniyetini çocuklara aktarmayı başarmıştır. Soyut kavramları kişileştirme yöntemi özellikle çocukların yüce değerleri anlayabilmeleri için önemli bir kolaylık sağlamaktadır.

Altın Işıkta yer alan masallar şunlardır:
1. Altın Işık
2. Keloğlan
3. Tembel Ahmet
4. Kuğular
5. Nar Tanesi yahut Düzme Keloğlan
6. Keşiş Ne Gördün?
7. Pekmezci Anne
8. Yılan Bey’le Peltan Bey
9. Kolsuz Hanım
10. Küçük Hemşire
11. Deli Dumrul
12. Aslan Başat
13. Alparslan

Eserden Bazı Özetler:

TEMBEL AHMET

Bir padişahın aşk yüzünden delirmiş bir oğlu ile üç kızı varmış. Padişah gün gelince kızlarını evlendirmeye karar vermiş. Önce en büyük kızına kiminle evlenmek istediğini sormuş. Kız, babasının uygun gördüğü kişi ile evlenmek istediğini belirtmiş. Padişah bu kızını sağ vezirinin oğlu ile evlendirmiş. Ortanca kızı da aynı cevabı vermiş. Onu da sol vezirinin oğlu ile evlendirmiş. En küçük kızının cevabı ise farklı olmuş. Genç biri ile evlenmek istediğini belirtmiş. Padişah bu cevaba çok öfkelenmiş ve kızını tembelliği ile ün salmış sıradan bir delikanlıya vermiş. Delikanlının adı Tembel Ahmet imiş.

Padişahın küçük kızı Tembel Ahmet’i yola getirmeye karar vermiş. Evlenir evlenmez hemen onu işe göndermiş. Tembel Ahmet her kazandığını eve getirmeye başlamış. Bir gün yanında çalıştığı tüccar ona kervanla birlikte Bağdat’a gitmeyi teklif etmiş. Karşılığında iyi para ödemiş. Tembel Ahmet, yolda kervanla birlikte ıssız bir çölde iken bir kuyuya rastlamış. Kuyuya girmiş. Kuyuda kara saçlı, kara gözlü çok güzel bir kızla karşılaşmış. Kız, kendisini bu kuyudan kurtarması için yalvarmaya başlamış. Tembel Ahmet kervandakilerin kıza kötülük yapacağından korktuğu için kıza dönüp onu kurtaracağını söylemiş. Kız kendisini unutmaması için Tembel Ahmet’in parmağına bir yüzük takmış. Tembel Ahmet kuyudan çıkarken bir bahçeye rastlamış ve bahçede gördüğü narlardan toplayıp heybesine koymuş.
Tembel Ahmet’in karısı ve annesi birlikte sohbet ederlerken kapı çalınmış ve bir kişi Tembel Ahmet’in selamını ve kuyudan çıkardığı narları getirmiş. Ertesi gün narları yemek için kestiklerinde içlerinin mücevherlerle dolu olduğunu görmüşler. Padişahın küçük kızı, babasına bir ders vermek için bu mücevherle babasının sarayına yalçın bir yere daha güzel bir saray yaptırmış ve kıyafetini değiştirmiş. Bu arada Tembel Ahmet, Bağdat’a ulaşmış. Tüccar ona bir altın tepsi vermiş ve onu Musul padişahına götürmesini istemiş. Tembel Ahmet Musul padişahının yanma gittiğinde padişah bir anda şaşkına uğramış. Çünkü yıllardan beri aradığı kızının yüzüğü Tembel Ahmet’in parmağında imiş. Tembel Ahmet padişaha kuyu macerasını anlatmış. Meğer kız, Tembel Ahmet’in kayınbiraderinin eski nişanlısı imiş. Evlenecekleri gün kaçırılmış. Kayınbiraderi de o yüzden çıldırmış. Tembel Ahmet kızı kuyudan kurtarmış. Kız, ailesini gördükten sonra nişanlısını görmek istemiş.
Tembel Ahmet yanında padişahın kızı olduğu hâlde evine dönmüş. Her şeyi karısına anlatmış. Birlikte padişaha gitmişler. Tembel Ahmet padişaha kızının onu bu hâle getirdiği için teşekkürlerini sunmuş ve karşılığında, aradığı gelinini takdim etmiş. Eski nişanlısını gören padişahın oğlu yavaş yavaş kendine gelmeye başlamış ve şehzade ile kara gözlü Musul padişahının kızı evlenmişler.

KUĞULAR

Bir padişahın on bir oğlu ve bir tek kızı varmış. Padişahın eşi ölünce padişah yeni bir kadınla evlenmiş. Fakat evlendiği kadın büyücü imiş ve üvey çocuklarını hiç sevmiyormuş. Padişahın biricik kızı Nilüfere büyü yaparak onun yüzüne çıkmaz bir leke yapmış ve kızı çok çirkin bir hâle getirmiş. On bir oğluna da büyü yaparak hepsini birer kuğu hâline getirmiş. Yalnız, bu kuğular geceleri insan hâlini alabilmektelermiş.

Nilüfer bu zulme dayanamamış ve sarayı terk etmiş. Yolda ağabeylerini kuğu şeklinde görmüş. Gece olunca kuğular eski şekillerine bürünüp kardeşleri ile hasret giderebilmektelermiş. Bir süre birlikte gece şehzade, gündüz kuğu şeklinde, yanlarında biricik kız kardeşleri Nilüfer olduğu hâlde yaşayıp gitmişler. Ormanda bir köşkte kalmamalarmış.

Bir gece Nilüfer rüyasında ak saçlı, ihtiyar bir kadın görür. Kadın ona ormanda bir süt gölü olduğunu haber verir. Orada yıkanarak eski güzelliğine kavuşabileceğini söyler. Ve Nilüfer denileni yapar, eski güzelliğine kavuşur. Ağabeyleri buna çok sevinir. Nilüfer, bir süre sonra yeniden rüyasında kadını görür. Kadın ona kardeşlerini büyüden kurtarmanın yolunu anlatır. Mezarlıklarda bulunan ayrık otundan on bir gömlek örmelidir. Fakat bu gömlekler bitene kadar asla kimse ile konuşmayacaktır. Kardeşleri bu gömlekleri giydiklerinde büyü bozulacaktır.

Nilüfer ayrık otlarını toplar ve örmeye başlar. Artık kardeşleri ile dahi konuşmamakta, sadece örmektedir.

Bir gün o diyarın genç padişahı avda iken yolu köşke uğrar. Orada Nilüfer’i görür. Ona âşık olur. Ona evlenme teklif eder. Kız hiç konuşmayınca ‘Sükût ikrardandır.’ düşüncesiyle onu sarayına götürür. Evlenirler. Nilüfer hâlâ konuşmamakta direnmekte, sadece örgü örmektedir. Geceleri mezarlıkta ot toplayıp sadece örgü ören bu kızın büyücü olduğuna hükmedilir. Padişah da buna inanır. Ve Nilüfer’in idam edilmesine karar verilir. Cellatlar tam Nilüfer’i öldürecekken son gömlek de biter. Bu arada kuğular gelir. Nilüfer gömleklerin hepsini giydirince kuğular şehzade olur. Herkes hayretler içindedir. Olan biten her şeyi padişaha anlatırlar. Ve yeniden düğün yapılır. Nilüfer babasını hanım sultanla düğüne davet eder. Babasına düğünde her şeyi anlatır, babası kadını boşayarak evlatları ile mutlu bir hayat sürer.

PEKMEZCİ ANNE

Bir tüccarın çok sevdiği bir kızı varmış. Kızının adı Ak Çiçek imiş. Annesini küçükken kaybeden kızına hem analık hem babalık yaparmış.

Tüccar bir gün hacca gitmeye karar vermiş. Fakat kızını emanet edeceği kimsesi yokmuş. Ak Çiçek babasının üzülmesine dayanamamış ve ona evi bir senelik yiyecekle doldurmasını, üstlerine de bir duvar ördürmesini söylemiş. Dadısıyla birlikte böylelikle güvende kalabileceklermiş. Babası bu teklife uyarak gönül rahatlığı ile hacca gitmiş.

Padişahın oğlu olup biteni duymuş ve kızı merak etmiş. Bir kocakarı kıyafetine bürünerek Pekmezci Anne gibi Ak Çiçek’in kapısının önüne gitmiş. Şehzade komşudan izin isteyerek dama çıkmış, çeşitli mâniler okuyup masallar anlatarak pekmez satmaya başlamış. Ak Çiçek bu kadını çok sevmiş, ondan pekmez almış. Artık Pekmezci Anne her gün gelmekte ve bir şişe pekmezle birlikte Ak Çiçek’e masallar anlatmakta, böylelikle kimse ile görüşmediği için sıkılan Ak Çiçek avunmaktaymış.

Haftalar, aylar geçmiş. Ak Çiçek’in babasının hacdan dönme zamanı yaklaşmış. Ak Çiçek Pekmezci Anne’den ayrılacağı için üzülüyormuş. Bir de bütün hacıların gelmesi çeşitli şekillerde kutlanırken Ak Çiçek dışarı çıkamadığı için babasına kutlama yapamayacağından dolayı mahzunmuş. Şehzade hemen gerekli talimatı vermiş. Ak Çiçek’in babası hiç görülmedik bir debdebe ile karşılanmış.

Ak Çiçek’in babası bu karşılamaya çok şaşırmış. İkinci gün de saraya davet edilmiş. Padişah, durumu anlatmış, Ak Çiçek’i oğluna istemiş. Tüccar hemen kabul etmiş. Durumu kızına haber vermiş. Ak Çiçek evlenmeyi yalnızca Pekmezi Anneyi de saraya alırlarsa kabul edeceğini söylemiş. Padişah bu şartı kabul etmiş.

Ak Çiçek ile şehzade evlendikleri günün akşamında Pekmezci Anne birden kayboluvermiş. Ak Çiçek şehzade odaya geldiğinde bu yüzden ağlamakta imiş. Şehzade gülerek her şeyi anlatmış. Ak Çiçek bundan sonra eşi ile mutlu bir şekilde yaşamış.