OKUYUCU PUANLARI
[Toplam: 0 Ortalama: 0]

Aylak Adam Özeti

Aylak Adam kitabının kahramanı olan C. annesini küçük yaşta kaybedip, teyzesinin yanında büyür. Anne sevgisinin eksikliğini, hayatına girdiği kadınlarda aramaya başlar. C., ailesinden kalan gelirlerle kahvehanelerde, restoranlarda, kitap okuyarak, yürüyüşlere çıkarak kısacası “aylak”lık yaparak geçirir günlerini. Bir gün ressam arkadaşı Sadık’ın atölyesine gitmeye başlar ve bir resim için ona modellik yapar. Zor bir karakter olan C., resimdeki bir detaydan rahatsız olur ve artık atölyeye gitmeme kararı alır.

Hayatında değişiklik yapmak için bir süre sonra yazmaya karar veren C., kısa sürede bundan da vazgeçer. Bir bahar ayında pastanede gördüğü bir kızın peşine takılır. Güler adındaki bu kızla daha sonra ilişki yaşamaya başlar. Ama hayata dair bakış açıları çok farklı olduğu için bu ilişki yürümez ve kısa sürede biter.

C., aylaklık günlerinin birinde Ayşe adında bir kızla tanışır ve ona karşı bir şeyler hissetmeye başlar. Bir iş arkadaşı ile birlikte gördüğü Ayşe’yi aşırı kıskançlığı sebebi ile sorgusuz sualsiz, anlamadan dinlemeden terk eder ansızın. Daha sonra sokaklarda başıboş dolaştığı günlerin birinde bir kız görür ve onu takip etmeye başlar. Kız ile tanışıp ondan etkilenir ama aradığı şeyi onda da bulamayan C., bir daha kızı arayıp sormaz.

Yaz aylarını İstanbul’da ki bir pansiyonda geçiren C., orada eski sevgilisi Ayşe ile karşılaşır ve hisleri yeniden canlanır. Tekrar bir ilişki yaşamaya başlarlar. Başlarda ilişkileri oldukça keyiflidir. Fakat bir gece, C., Ayşe’ye çocukluğundan, sert bir adam olan babasından, ölen annesinde ve onu büyüten teyzesinden bahseder. Babası ile ilgili anlattığı anılar Ayşe’yi korkutur. Ayşe C. ’nin toplumdan uzak ve diğer insanlardan farklı bir hayat arayışı içinde olduğunu bildiği için, bir zaman geleceğini ve C. ’nin onu terk edeceğini düşünür. Bu düşünce onu korkutur, bir not bırakarak C’den ayrılır.

Hayatta aradığı şeyi bir türlü bulamayan C., sonbahar aylarında oturduğu eve geri döner. Sol şakağında bir ağrı hisseder, ayrıca iştahı da yoktur. İçki içerek bu sorunlardan kurtulmaya çalışır. Bir akşam bir pastaneden çıkarken uzun zamandır görmediği Sadık’a rastlar. Birlikte biraz içtikten sonra Fransada olan arkadaşları Kemal’in döndüğünü öğrenir ve birlikte onu görmeye giderler. Sohbetin ortasında sol şakağı zonklamaya başlar, sohbeti yarıda kesip kendini sokağa atar.

Eve gitmeye hazırlanırken, kendini bir tatlıcı da bulur. Burada oturup, hayatının kadınını bulacağını düşünür. Camın önünden geçen ve ona değil dükkanın içine bakan mavi yağmurluklu bir kız görür. Bu kızın hayatı boyunca beklediği kişi olduğunu düşünüp, kızın peşine takılır. Kız durağa doğru ilerleyip, koşarak otobüse biner. Peşinden koşar fakat yakalayamaz. Otobüsü takip etmek için yolun ortasına atlayıp bir taksi durdurmaya çalışır. Ama arabanın önüne atladığı için taksici sinirlenir ve ona saldırır. Yediği yumruk ile yere yığılır kalır. Kendine geldiğinde yıllardır aradığı kadının bindiği otobüsle kaybolup gittiğini düşünür. Bundan sonra kimseye ondan söz etmemeye karar verir. Ne de olsa onu asla anlamayacaklardır.

Türk edebiyatının önde gelen eserlerinden biri olan roman, geçim sıkıntısı olmayan birinin de sıkıntıları olabileceğini anlatıyor. Yusuf Atılgan, Aylak Adam romanının başkahramanı C. ile, gerçek sevgi ve doğru kişi arayışı, toplumun sıradanlığından sıkılıp yalnızlığa sığınma ihtiyacı gibi okurun kendinden birşeyler bulabileceği bir karakter yaratıyor. Bu duygularla zamanla topluma yabancılaşan bir adamın öyküsünü, sade anlatım biçimi ve karakterlerin derinliği ile okuyucuya sunuyor.

Aylak Adam Konusu

Kitap listesine göz atarken gözümün takıldığı ve bunu okumalıyım dediğim kitap, Aylak Adam. Yusuf Atılgan’ın eşsiz eserlerinden biri. Kitabı araştırırken edebiyata merakı olan tüm arkadaşlarıma sordum. Bazıları diline ağır dedi bazıları kişileri anlayamadım dedi bazıları ise kitaba olan hayranlığını gizleme gereği bile duymadan almamı söyledi. Herkese hitap eden bir dili olmadığı konusundaki görüşlere katılıyorum. Bence kitabı, yalnızca gerçek okurların okuması gerekiyor. Bu yüzden de ben diline hayran kaldım.

Bu kitap hakkında Yusuf Atılgan’ın söylediği bir cümleyi okumuştum bir internet sayfasında. Yazar bu kitabında büyük şehirde sevgiyi arayan bir adamı dile getirdiğini söylüyordu (*). Kitabı okumadan önce bu sayfadaki bilgileri okuduğum için kitabı elime aldığımda karşımdaki karakterin yapısını az çok biliyordum. C, depresif ruh haliyle topluma uyum sağlayamayan, her bedende aşkı arayan ama içten içe de aşkı zaten bulmuş olan melankolik bir karakterdir. Yazar, kitabın sonunda aslında bu melankolik ruh hali içindeki karakterin öldüğü bir son yazmayı düşündüğünü ama sonradan bundan vazgeçtiğinden bahseder. Nitekim C.’nin intiharı, kitabın ilerleyişinde okuyucuları çokta şaşırtmayan bir son olurdu diye düşünüyorum.

Karakteri anlamadan, kitabı anlayamazsınız. Bu kitabı anlamak için yapılması gereken ilk şey şüphesiz, C.’nin psikolojisini anlamak. Bunu yapabilmek içinse yine kitabı okumak gerekiyor. Bir ipucu vermem gerekirse, karakterin ruh halinin hiçbir zaman değişmeden aynı kaldığını söyleyebilirim; Kalabalıkların içinde sevgiyi arayan yalnız, aylak bir adam.

Kitap 4 bölümden oluşuyor. Kış, İlkyaz, Yaz ve Güz. İlk bölüm Kış. Kitap karakterimizin, sokaklarda dolanmasıyla başlıyor. C. Hiçbir maddi sıkıntısı olmayan, günlerini boş bir şekilde gezerek, rüzgâr nereye eserse oraya doğru savrularak giden bir karakterdir. Portresini yaptırmak için ressam arkadaşının yanına giderken bir ara ortadan kaybolur. 5 gün sonra ortaya çıktığında nereye kaybolduğunu soruyorlar. Kendini bir “işe” adadığını söylüyor. Sokak sokak dolaşıp sokak isimlerinin bilmecesini çözmeye çalıştığını söylüyor. Durup düşündürüyor bu kısım insanı. Cidden sokakların adının neden ve nasıl belirlendiğini merak ediyor okurken insan. En azından benim açımdan bu böyle oldu. Okurken bir an durup kendi oturduğum sokağın adının neden böyle konulduğunu düşündüm.

C., hayatındaki bir boşluğu doldurmayı denemektedir ama kimse, hayatındaki o boşluğu dolduramaz. Bu da demektir hayatında eksik olan şey bir kadın değildir aslında. O daha büyük bir boşluğu doldurma çabasındadır. Ne olduğunu bilmediği… Hayatındaki boşluğun sebebi geçmişine dayanmaktadır. Babası ile arasındaki sorunlu ilişkiden kaynaklıdır. Yaşanılan şeylerden sonra babası gibi olmaktan korkar, bu yüzden de baba olmaktan korkar. Evlenmekten kaçar. Yine de sevgiyi arar C. İstanbul sokaklarında.

Bahar aylarında, bir pastaneye sarar aylak adam. Pastaneye sarmasının nedeni tabii ki de bir kadındır; Güler. Güler ile bir süre güzel vakit geçirir. Bir noktadan sonra C. ile Güler birbirinden kopmaya başlar. Birbirine ve hayata yaklaşımları farklıdır. Bunu fark eden ikili yollarını ayırır.

Yaz ayına geldiğimizde C., İstanbul’un kalabalık yalnızlığından uzaklaşır. Gittiği yerde şans eseri eski sevgilisi ile karşılaşır. Ayşe. İkili aşklarına bir fırsat daha verirler. Her şey güzel başlar. Bu birliktelik C.’nin kendini Ayşe’ye açmasıyla son bulur. C. geçmişi, daha çokta babası ile ilgili olan korkularını anlatır Ayşe’ye. Ayşe bundan çok etkilenir. Korkar. C.’nin, kendisini yarı yolda bırakıp gideceğini düşünür. Yalnızlığı ve aylaklığa ne kadar düşkün olduğunu farkındadır. Kaçar, arkasında bir not bırakarak gider.

Güz kısmını okuyacaklara spoiler olmaması için anlatmak istemiyorum. Eğer kitabın ilk birkaç sayfasına bakarak kitabın dilinden şikâyet edip vazgeçerseniz büyük bir kayıp olur diye düşünüyorum. Kitabı okurken, C. de kendinizden bir parça bulmanız, kendinizden bir parça bulamasanız bile toplumdan bir parça bulmanız fazlasıyla olası. İyi okumalar…

Sena AKSOY

Aylak Adam Özet

Yusuf Atılgan’ın ilk olarak 1959 yılında yayınlanan ilk romanı olan Aylak Adam, hayatta hiçbir derdi olmayan aylak bir adamın hayat içinde hayatının anlamını, bir anlamda hayatının kadınını araması konu ediliyor.

Kahramanımızın bir adı bile yoktur ve Yusuf Atılgan onu C. Olarak adlandırmaktadır. Babasından kalan evlerin kira gelirleri sayesinde dertsiz aylak bir hayat yaşayan C.’in günlük macerasını arkadaşı Sadık’ın atölyesi, kahvehaneler, restoranlar ve en çok da sokaklar oluşturmaktadır. Gününün tümünü aylak aylak dolaşarak geçirir ve kendini sürekli bir arayışın içinde bulmaktadır. Kitap okur, film izler, çevresindeki insanları gözlemler ve tam olarak ne aradığını anlamaya çalışır.

C.’nin annesi o daha küçük bir çocukken ölmüştür ve yerini teyzesi almıştır. Annesiz büyümenin etkisi ile tanıştığı kadınlarda hep annesini arar ve onun mükemmel olmasını ister. Bu yüzden aşk konusunda da C. pek umduğunu bulamaz.

C. bir gün Ayşe adında bir kız ile tanışır ve ona karşı bir şeyler hissetmeye başlar. Fakat çocukluktan gelen kaybetme korkusu ile kıskanç olan C. Ayşe’yi bir gün biri ile görür ve yargısız infaz yaparak onu terk eder. Ayşe’nin yanındaki iş arkadaşıdır fakat C.’nin bunu dinleme niyeti yoktur ve yine kendini kendi aylak yalnız dünyasına iter.

C. yollarda boş gezerken bir kız dikkatini çeker ve onu takip etmeye başlar. Kıza karşı farklı bir ilgi duyar ve onu takip etmeye devam eder. Sonunda onunla tanışır fakat C. için yine bir şeyler eksiktir.

C. daha sonra bir pansiyonda yine Ayşe ile karşılaşır ve içindeki ona karşı olan tutku yeniden canlanır. Yeniden birlikte olmaya başlarlar fakat Ayşe C.’nin beklentilerini tam olarak karşılayamaz. Zamanla ikisi de birbirine göre olmadıklarını kabullenir ve ayrılırlar.

C. yine aylak yalnız dünyasına geri döner. İçindeki boşluğu bir türlü dolduramaz ve sokaklarda aylak aylak yürüyüp arayışına devam eder. İşte tam bu noktada mavi yağmurluklu bir kadın görür ve kalbindeki boşluk adeta dolmuş gibi aradığı mükemmel kadının o olduğu hisseder. Kadın otobüse binerken C. peşinden gider fakat onu yakalayamaz. Otobüsü takip etmek için taksi şoförü ile kavga eder fakat yıllardır aradığı kadın otobüs ile birlikte yıllardır dolaştığı sokaklarda kaybolup gitmiştir…