Ekitap, ekitap indir
Aşk

Geçmişe Yolculuk – Stefan Zweig

geçmişe yolculuk, stefan zweig özetiGenç bir doktorla, patronunun eşi arasında geçen tutkulu ve bir o kadar da imkânsız bir aşk hikâyesini konu alır Geçmişe Yolculuk kitabı. Stefan Zweig‘in yine muhteşem betimlemeleri, bu yasak aşkın sevgi ve acı arasında yaşadığı gelgitleri adeta yaşatır okuruna. Yine eşsiz üslubu ile bir çırpında bitiverecek ama etkisi yıllar sürecek bu kurgu, bir tren yolculuğuyla başlar. Aslında aşk hikâyesi bu tren yolculuğundan yıllar önce yaşanmıştır ve onları bu yolculukta buluşturan macera sonra anlatılmaya başlanır.

Kahramanımız Ludwig hem çalışıp hem okuyarak, çok zor şartlarda doktor olmuş bir gençtir. Çocukluğu Frankfurt’ta büyük bir yokluk ve acılar içinde geçmiştir. Üniversitede bölüm birincisi olmuş ve hocasının önerisiyle bir fabrikaya laboratuvarda basit birkaç şey yapmak için kimya mühendisi olarak işe alınır. Fakat onun hırsı, başarıları ve işine sadık bir kişi gibi olması, patronun gözünde genç dost olarak bir yer kazanır. Bir süre sonra patronunun fabrikadaki en değerli çalışanı olur. Fakat Ludwig bunun çok da farkında değildir. Patronu ise onu kendisinden sonra fabrikanın başında duracak adam olarak yetiştirmek ve ona büyük sorumluluklar vermek istemektedir.

Patronu ani bir teklifle Ludwig’i, hem banliyö hayatından kurtarmak hem de daha yakın çalışma imkânı bulmak amacıyla geniş villasında özel sekreterlik teklif eder. Aslında ona çok büyük sırlar açıklayacak, sorumluluklar verecek ve kendisinin yerine bakacak kişiyi hazırlayacaktır. Fakat genç doktor, çocukken zenginler tarafından sürekli aşağılanması, o şımarık hayatın içinde kendine bir yer bulamayacağını düşünerek bu teklifi reddeder. Patronu şaşırır fakat bir iki yıl sonra aniden rahatsızlanınca evden çalışmak zorunda kalır. Bu durumda Ludwig mecburen patronun villasına yerleşmeye karar verir.

Villadan içeri girince uşakların inanılmaz ilgisine ve hürmetine şaşırmaz. Bunları işi gereği yaptıklarını düşünür ve çocukluğunda yaşadığı travmalar yüzünden bir süre kendine gelemez. Fabrika sahibinin eşi olan güzel kadın Ludwig’le tanışmaya geldiğinde onun kibarlığı ve düşüncelerini okur gibi konuşması ile büyülenir. O zaman öz güven kazanır, bu pahalı eşyaların ve sınırsız hizmetlerin doruğunda kendine bir yer bulabileceğine inanmaya başlar. Önceleri lüksün doruğunda döşenmiş bir odada yaşamak onu pek mutlu etmez. Fakat patronun eşi olan hanımefendinin ilgisi, bir dediğini iki etmemeleri Ludwig’e zamanla burayı sevdirir.

Kadınla yaptıkları sohbetlerde Ludwig’i şaşırtan şey, onun bazı konularda inanılmaz ince düşünceli oluşudur. Söz gelimi bir sohbet arasında bahsi geçen bir kitap Ludwig’in ilgisini çeker ve bir gün sonra onu odasında bulur. Kadın onu mutlu edecek şeyler arayıp bulmakta ve ona sunmak istemektedir. Onu villada rahatsız edecek her ne olursa olsun kendisine içtenlikle söylemesini tembih etmekte ve kendi evindeymiş gibi yaşamasını öğütlemektedir. Kadının ses tonu, kibarlığı ve ilgisi genç doktoru içten içe bir hayranlığa sürükler ve sonunda kadına aşık olur.

Kuşkusuz kadının bu ilgisi sebepsiz değildir, o da Ludwig’e karşı bir hayranlık ve içten bir sevgi duymaktadır. Ara ara kadını ve çocuğunu tiyatroya götürür, daha çok birlikte zaman geçirmeye başlarlar. Fakat bir gün patronu, Meksika’daki bir maden işletmeciliği için Ludwig’i oraya göndermek ister. Adam ona çok güvenmektedir ve bu işi ancak onun yapabileceğini söyler. Ludwig mecburen kabul eder ve iki yıllığına Meksika’ya gitmek için hazırlanmaya başlar. Odadan çıkarken kadının resmini görür ve onsuz iki yılı nasıl geçireceğini düşünmeye başlar. Paskalya bayramında onun üç günlüğüne annesinin yanına gitmesi bile ona yıllar gibi gelmişken, iki yıl ondan ayrı yaşamak katlanabilir bir eziyet değildi.

Bu haberi kadına söylediğinde ikisi de ayrı kalacak olmanın verdiği hüznü gizleyemez, bakışları o güne kadar gizledikleri büyük aşkı itiraf edercesine birleşir. Meksika yolculuğuna gitmeden önce yaşanan bu itiraftan sonra bazı tensel yakınlaşmalar olur ve bir gün mutlaka bu sevgiyi doyasıya yaşayacakları günü umut ederler. Yolculuğa çıkacağı güne kadar birçok kez yasak aşk yaşarlar, birbirlerine daha çok bağlanırlar. Hatta Ludwig ileri giderek onunla birlikte olmak istemiş, kadın bunu kibarca reddederek eşinin evinde böyle bir şeyin mümkün olamayacağını fakat bir gün mutlaka bu sözünü tutacağını söylemiştir.

Ludwig Meksika’da küçük bir barakada çalışmaya başlayınca, günler çabuk geçsin diye kendini çalışmaya verdi. Gece gündüz deli gibi çalışıyor ve başarılı bir sonuç elde ederek hem patronunu sevindirmek hem de bir an önce sevdiği kadına kavuşmak istiyordu. Onu hatırlamak için sık sık mektup yazıyor, ondan gelen mektupları baş ucunda saklıyordu. Döneceği güne yaklaştığı için birkaç kez işçilere ziyafet veriyor ve döneceği günün heyecanıyla yanıp tutuşuyordu. Dönmesine bir hafta kadar kalmışken, gelmesi gerektiğini düşündüğü kadının mektubu gelmemesi üzerine kaygılanır ve vakitsiz bir şekilde atına atlayarak postaneye gider. Acı gerçekle orada yüzleşir: Savaş çıkmıştır.

Almanya, Fransa ve Rusya’ya karşı savaş açmıştır ve hatta İngiltere bile bu savaşa dahil olarak Almanya’nın karşısında yer almıştır. Almanya’nın deniz sınırlarının tamamı dünyaya kapatıldığı için oraya savaş bitene kadar dönemeyeceğini öğrenince Ludwig adeta yıkılır. Günler, aylar, yıllar süren savaş Ludwig’i tek başına orada ölüp gitme korkusuna sürükler. Aşık olduğu kadından hiçbir haber alamadığı için zamanla ona olan hisleri azalır. Ludwig, sırf bu aşkı unutmak için Meksika’da bir Alman iş adamının kızı ile evlenir ve iki çocuğu olur. Bir gün bir telgraf zilleri çalmaya başlar ve öğrenir ki savaş bitmiştir.

Ludwig’in aldığı ilk mektup kadından gelir. Eşinin hayatını kaybettiğini o mektuptan öğrenir. Hemen bir iş bahanesi ile Berlin’e gitmeye karar verir. Berlin’deki postaneden kadını telefonla arar. Onun sesini duyan kadın, eski günlerdeki ilgi ve sevgi ile Ludwig’i evine davet eder. Ludwig Frankfurt’a giderek onunla görüşür. Her şeyin eskisi gibi olmasını ve kaldığı yerden devam etmesini ister fakat aradan geçen yılların bazı şeyleri alıp götürdüğünü fark eder. Onunla yakınlaşma çabaları kadının isteksiz tavırları yüzünden boşa çıkar. Ludwig dönmek üzere evden ayrılır fakat yazdığı bir mektupla kadına son bir şans sunar.

Aynı gün kadından gelen bir mektup ise onu şaşkına uğratır. Ludwig’le Heidelberg’e gelmeyi kabul eden kadın, hikâyenin başındaki tren yolculuğuna çıkarlar. Bir otel bulup oraya yerleşirler fakat oranın çok bakımsız ve kirli olduğunu düşünerek akşam yürüyüşü için dışarı çıkarlar. Akşamın ışıklarının gölgelerini birbirine kavuşturduğu bu yürüyüş, kadının tanıştıkları günlerde okuduğu o gizemli şiiri ile süslenir. Acaba geçen yıllar bu aşkın yeniden canlanmasına engel olabilecek miydi? Yoksa hiçbir şeyin artık eskisi gibi olmadığı, ne adamın eski adam ne de kadının eski kadın olmadığını mı anlayacaklardı?

neslihan imza
Neslihan KUTLU

 

 

Arka Kapak Bilgisi

Zweig’ın 1920’li yıllarda yazdığı tahmin edilen bu romanın el yazması ölümünden sonra oldukça geç bir tarihte, 1970’lerde gün ışığına çıkarıldı. Ve aşkın sınır tanımazlığı üzerine yazılmış en yoğun, en etkileyici metinler arasında yerini aldı. Geçmişe Yolculuk; zamana, mekâna ve değişen koşullara direnen yasak ve tutkulu bir aşkın hikâyesidir. Bu çılgın aşk önce okyanusun ve daha sonra da Birinci Dünya Savaşı’nın araya girmesiyle dokuz yıllık bir kesintiye uğrar. Yıllar sonra yeniden buluşan iki sevgilinin hayatları büyük bir değişime uğramıştır. Önlerinde uzanan belirsiz geleceğe, geçmişin sürekli aralarına giren gölgesine rağmen, aşk doludizgin sürmektedir.

Kitap Bilgileri

Adı: Geçmişe Yolculuk
Yazarı: Stefan Zweig
Sayfa Sayısı: 56
Yayınevi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Basım Yılı: 2018

“Stefan Zweig” – Hakkında Bilgi

Avusturyalı yazardır. Varlıklı bir Yahudi ailesinden gelmenin olanaklarını iyi kullandı; Berlin ve Viyana’da merak duyduğu her dalın öğrenimini izledi. Renkli geziler yapma fırsatlarını da buldu. 1919-1934 arasını da Nazizmin gelişimini, yayılmasını Salzburg’dan izleyerek İngiltere’ye geçti. Savaşın ikinci yılında olabildiğince uzağa kaçabilme güdüsüyle Brezilya’ya kadar uzaklaştıysa da Hitler’in uzun süren zaferleri moralini bozduğu için sarılacak umut kalmadığını sandı, ikinci eşiyle birlikte canına kıyarak yaşamına son verdi.

Şiir ve oyun denemelerinden romana geçti: Acımak (Ungeduld des Herzens dilimize ilkin Merhamet adıyla çevrilmişti) 1938. Asıl ustalığını anlatı türünde gösterd: Amok (1922), (Dağınık Duygular), Satranç Oyuncusu 1942. Sonunda kendine özgü anlatı türünü buldu. Drei Master (Üç Büyük Adam), Dostoyevski, Balzac, Dickens (1920); İnsanlık Tarihinde Yıldızın Parladığı Anlar (Sternstunden der Menschheit) 1927, Vertaine (1905), Verhaeren (1910), Romain Rolland (1920), Fransız İhtilâlinde Bir Politikacının Portresi; Fouche(1929), Marie Stuart (1935), Marie Antionette (1932), Hölderlin, Kleist, Nietsche 1925.

Avrupa kültürüne kökünden yakın olma şansına erişmiş bir yazı ustalığı ve çağdaş psikolojik (Freud) yöntemlerin ışığıyla canlandırdığı her kişinin iç dünyasını aydınlattı; bilinç derinliklerine, kişilik ipliklerine yaklaşmayı başardı. Die Welt der Gestern (Dünün Dünyası) adlı özyaşamsal anlatısı, anılara dönük özlemleri ölümünden sonra yayımlanınca dünyanın bütün dillerine çevrildi.

Yorum Yap