JM Free Ebooks - шаблон joomla Форекс

Kitap

HESAP KİTAP İŞLERİ OYUN (İki Perde)

Kategori: Kitap

HESAP KİTAP

İŞLERİ

---

OYUN

(İki Perde)

---

KARAKTERLER

 

ERKEKLER

 

Faruk:Muhasebeci, orta yaşlı

Osman:Muhasebeci, orta yaşlı

Nuri:Muhasebeci, orta yaş üstü

Rıza:Muhasebe yardımcısı, genç

Muhittin:Ayakçı, genç, eğitimsiz

Kazım:Çaycı, genç, eğitimsiz

İyi Melek – Polis 1 - Avukat

Kötü Melek – Polis 2 - Savcı

Ubeydullah - Hakim

 

 

 

KADINLAR

 

Zarife:Muhasebe yardımcısı, orta yaş altı

Neriman:Faruk’un karısı, orta yaşlı

Nilgün:Faruk’un sevgilisi, orta yaş altı

Buse:Faruk’un kızı, lise öğrencisi

Ceren:Buse’nin arkadaşı, lise öğrencisi

İrina:Nuri’nin sevgilisi, orta yaş altı

Kayınvalide:Faruk’un kayınvalidesi, yaşlı

 

 


 

 

 

1. PERDE

 

1. Tablo

(Evden bozma bir muhasebe bürosu. Orta sağda ana giriş kapısı. Kapının sol köşesinde bir diyafon asılı. Giriş kapısının sağında mutfak ve banyo kapıları, solda ise iki adet oda kapısı. Sahnenin sağında iki çalışma masası, üstünde monitörler, evraklar, hesap makinesi vb. Sahnenin solunda bir makam masası önünde iki koltuk, makam masasının solunda üç koltuk ve bir sehpadan oluşan bir oturma grubu. Makam masasının arkasındaki duvarda Mali Müşavir logosu ve Ruhsat yazılı birer çerçeve asılı. Muhtelif büro eşyaları ve aksesuarlar.)

 

(Faruk makam masasında uyuklamaktadır. Sahne loş, bir yerel ışık Faruk'u aydınlatmaktadır. Faruk sıkıntılıdır. Fondan sesler gelir.)

 

Sesler:Muhtasarları hallettin, peki ya KDV’ler? Bu ay sana yine ödeme yok Farukçuğum. İnternet koptu Faruk, B.A.B.S.'ler noolucak? Baba yeni bir cep telefonumu istiyorum! Geçici Vergi! Kocacığım bu sene tatile nereye gidicez? Bildirgeler! Tahsilâtlar! Aşkım, karından ne zaman boşanacaksın? Faruk Yeni Türk Ticaret Kanunu! Beyannameler! KDV! Muhtasar! Kurumlar! B.A.B.S.

 

(Sahne aydınlanır. Faruk uyumaya devam eder, sıkıntılıdır. Birden cep telefonu çalar.)

 

Faruk:(Uykulu) Efendim. Neriman sen misin? Bürodayım hayatım. Yeminle ya. (Telefon elinde kalır, karısı kapatmıştır. Büronun telefonu çalar.) Alo. Bak buradayım işte. İnandın mı? Saat? Saat mi? (saatine bakar.) Tüüühhh, saat 3 olmuş, yine yarım kaldı beyannameler. Bıktım ceza ödemekten ya... Ne mi yapıyorum? Hayatım, KDV’nin son günü bugün, onları gönderiyordum… İçim geçmiş. Masanın başında uyuya kalmışım. Yok hayatım kim olacak, yalnızım. Çocuklar 8 gibi çıktı. Yahu yalnızım diyorum sana. Neriman, ben iş güç peşindeyim, sen neyin peşindesin. Yapma Allah aşkına. Nerdeyse torun torba sahibi olucaz, sen hala bıkmadın bu kıskançlıktan. Aş bunları artık Neriman aş. (cep telefonu çalar. Telefona bakar, istenmeyen bir telefondur) Yoo Çalmıyor. Bilgisayardan geliyor o ses. Telefon sesi mi? Ne telefonu ya? Telefon meşgul hayatım, bak seninle konuşuyorum. Cep telefonu mu? Aaa. Cep telefonu çalıyormuş. (cep telefonunu kapatır) Yanlış numara hayatım, yanlış numara. Yahu tanımadığım bir numaraydı kapattım. (telefon yine çalmaya başlar) Yok be hayatım telefon değil o, kapı çalıyor. Gecenin bu saatinde kim mi geldi? Ne kapısı, yok yok telefonmuş. bir saniye (cep telefonunu açar) Abdullah mı? Yok kardeşim yanlış numara, (telefonu kapatır) Abdullah diye birini arıyormuş, yanlış numara yani. (telefon bir daha çalar) Allah'ım sen sabır ver ya rabbim. Sana demedim hayatım. Evet, evet telefon. Açayım mı? bir saniye (telefonu uzak tutar, cep telefonunu açar) Ne oldu? Bu saatte arama demedim mi ben sana? (öbür telefonu alır) Mükelleflerden biri hayatım. Evet, bende aynısını söyledim. Bu saatte aranır mı yahu dedim. (cep telefonuna) Merak edilecek bir şey yok. Anlatırım sonra. Yarın görüşelim, müsait değilim şimdi. Telefonla görüşüyorum. Kim mi? (öbür telefona) Karıcığım mükellefi uyku tutmamış, KDV’ler ne oldu diye soruyor. Haklısın bende öyle söyledim, yarın görüşelim dedim. Hadi kapatıyorum, çıkacağım şimdi, yarım saate evdeyim. (telefonu kapatır. Öbür telefona.) Nilgüncüğüm sana kaç kere söyledim, beni geç saatte telefonla arama diye. Yahu öldürtecen mi sen beni? Kim miydi? Sevgili karım Neriman. Bürodayım, evet yeminle yahu. İnanmazsan, sen de Neriman gibi büro telefonundan ara istersen. Ya, merak edilecek bir şey yok. Çocuklar 8 gibi çıktılar, bende oturup, KDV’leri gönderiyordum e-beyannameden. Sonra bir ara internet koptu. Ben de fırsattan istifade gözlerimi dinlendireyim dedim. Ama içim geçmiş, dalıp gitmişim. Çıkacağım şimdi. Ne? Mümkünatı yok. Gelemem hayatım, Neriman bekliyor. Yarım saate evde olmazsam, ondan sonraki varoluşum da tehlikeye girer. Gelecektim, gelecektim ama, bir türlü fırsat bulamadım ki. Bütün gün deli danalar gibi koşturup durdum. Yarın söz. Sabah sabah yanındayım. Şimdi olmaz Nilgün delirtme beni. Ya anlamıyor musun, zaman aleyhime işliyor diyorum sana. Sıkboğaz etme ne olur yarın söz. Tamam, tamam kuşum öpüyorum gıdından. (telefonu kapatır) Öff. (kalkar, gerinir. Yüzünü ovuştur, ceketini giyer ve çıkar.)

 

2. Tablo

(Masalarda Zarife ile Rıza çalışmaktadır. Muhittin ise oturma grubunda gazete okumaktadır.)

 

Faruk:(Kapıda belirir. Kapının yanındaki diyafona) Kazım, demli bir çay bana, acil. (yürür.)

Kazım:(Arkadan) Nereye, anlaşılmadı, tamam.

Faruk:(Geri döner, kızgın.) muhasebeye oğlum, Faruk ben.

Kazım:Anlaşıldı, tamam. Ama bir sorun var, tamam.

Faruk:Ne sorunu lan?

Kazım:Faruk abi, patron “maasebeciler hesabı kapatmadan çay götürme” dedi, tamam.

Faruk:Ne hesabıymış o?

Kazım:Geçen ayın hesabı, tamam. 550 marka karşılığı 275 lira tamam.

Faruk:(Sinirli bir şekilde yürür) Günaydın çocuklar (masasına oturur.)

Zarife:Ne günaydını Faruk abi, saat 11 oldu.

Faruk:Öyle mi Zarife hanım, kusura bakmayın geç kaldım biraz. 11’miş. Ben gece kaçta çıktım buradan biliyor musun sen? Üçte, gece üçte çıktım.

Zarife:Niye o kadar geç kaldın abi.

Faruk:Parti ancak o saatte bitti de ondan. Niye o kadar geç çıkmışım, KDV'ler vardı Zarife kızım KDV'ler.

Zarife:Ama sistem 12 de kapanıyor?

Faruk:Biliyorum, biliyorum. Ama internet gitti bir ara, bende onu beklerken dalmışım işte.

Zarife:Beyannameleri gönderebildiniz mi bari?

Faruk:Yok iki üç müşterininki kaldı. Onları da şimdi göndericem. Gelen giden oldu mu ben yokken?

Zarife:Yok abi kimse gelmedi. Hayırdır biri mi gelecekti?

Faruk:Gelirken bir mükellefe uğradım, tahsilat için. Adam “sabah sabah niye zahmet ettiniz Faruk bey, biz çocukla büroya gönderdiydik” dedi de dalga geçer gibi. Onun için sordum.

Zarife:Yok abi ne geleni gideni. Mükellef de cambaz oldu artık. Üç kuruşluk hizmet bedelini ödememek için türlü taklalar atıyor.

Faruk:Haklısın. (gazete okumaya devam eden ayakçıya seslenir) Muhittin!

Muhittin:(toparlanır) buyur abi.

Faruk:Sen ne yaptın tahsilatları? Gittin mi söylediğim yerlere?

Muhittin:Gittim abi, gittim. Ben de aldım üçün birini.

Faruk:Ne?

Muhittin:Yani üç yere gittim biri ödeme yaptı abi. Para vermediler ama klasör klasör evrakları tutuşturdular elime. İnanır mısın, evraklar o kadar çoktu ki, otobüse binerken şoför evraklar için ayriyeten kentkart okuttu.

Faruk:Tabi tabi işe gelince iş çok, ödemeye gelince kuruş yok. Ya bu adamın elektriği, suyu, büro masrafı yok mu, personel ücretleri, kırtasiyesi, toneri, KDV’si Muhtasarı, kimin umurunda. Neyse, sen oyalanma çık hemen. Temiz Kasapla, Leziz Markete de bir uğra bakalım. Belki bir şeyler çıkar.

Muhittin:Tamam abi, çıkıyorum hemen. (çıkar)

Kazım:(Girer, elinde çay tepsisi, bir çay) Çayın Faruk abi.

Faruk:Ne oldu borcu af kapsamına mı aldı patronun.

Kazım:Yok abi patron "götür şu çayı, müesseseden" dedi. (çayı bırakır.) "Belki utanır da hesabı kapatır Maasebeci Faruk abin" dedi.

Faruk:Kazım söyle o patronuna üç kuruş için dedikodu yapmasın sağda solda, aybaşında iki ayı birden kapatırız.

Kazım:Patronum bunu söyleyeceğini bildiği için "söyle o maasebeci Faruk abine, çaycıynan şekerci, bir ayın hesabını gapatmadan yeni ay için hesap açmıyo dedi de" dedi.

Faruk:Tamam, tamam. Hadi toz ol şimdi. O ocakçı patronuna da çok selam söyle. (Erkek elemana döner) Rıza ne oldu Şen Gıdanın evrakları işledin mi?

Rıza:(Safça) İşliyorum abi.

Faruk:İşle işle Rızacığım. Ama bir ricam var acele etme ne olur. Çünkü ne demiş atalarımız acele işe şeytan karışır. Di mi Rızacığım?

Rıza:Evet abi.

Faruk:Çünkü elimizde tek bir defter olduğu için, o da Şen Gıdanın defteri, acele etmeye gerek yok. Yavaş yavaş işleyelim, hata yapmayalım di mi Rızacığım?

Rıza:Evet abi çok haklısın.

Faruk:Rıza delirtme beni. Daha işleyeceğin 10 tane defter var. Hızlan, yoksa ben hızlandırıcam seni. Bu tempoyla gidersen, bu senenin geçicilerini, gelecek senenin kurumlarına anca yetiştiririz.

Nilgün:(kapıdan girer.) Faruşşşş. Hu hu. Hayatım ben geldim.

Faruk:(elini alnına götürür) Nilgünnn? (hızla yanına gider, kolundan tutar.) Büroya gelme demedim mi ben sana? Hani ben gelicektim yanına?

Nilgün:Ne yapayım hayatım, çok özledim seni. Hem gece de geç kalınca, çok merak ettim. Sen özlemdin mi Niloşunu?

Faruk:Özlemem mi hiç, özledim tabi. Ama bugün çok tehlikeli bir gün.

Nilgün:Tehlike mi? Ne tehlikesi? Deprem falan mı olacak yoksa?

Faruk:Kontak sağlanırsa 9.9 şiddetinde. Hayatım, Neriman bugün çarşıya inecekti. Büroya uğrar ve seni burada görürse, tsunami resmen.

Nilgün:Amaaaann. Gelirse gelsin. Artık bende sıkıldım bu işten. Ne olacaksa olsun. Hem sen söylemedin mi ona boşanmak istediğini?

Faruk:Söyledim bir tanem söyledim. Ama şoku atlayabilmek için, biraz zaman istedi benden. Sakinleşir sakinleşmez dosyayı takdim edicez mahkemeye. O yüzden bu aralar görmesin seni, tansiyonu falan fırlar, maazallah.

Nilgün:Tamam tamam ne yapalım beklicez artık. (Zarife'ye) Hadi kız. bir kahve yap yengene!

Zarife:(kinayeli) Peki yengeciğim. (mutfağa gider.)

Neriman:(Dışardan) Faruuukkk! Farukkk!

Faruk:Eyvah Neriman. Şimdi hapı yuttuk. (telaşla. Nilgün'e) Çabuk çabuk odaya geç hemen. (telaşla Nilgün’ü odaya sokar, kapıyı kapatır.)

Neriman:(Neriman, Buse ve kayınvalidesi girer, sertçe) Faruk!

Faruk:Vay vay vay, kimler gelmiş efendim, kimler gelmiş. Valide sultanımız teşrif buyurmuşlar, büromuza şeref vermişler.

Neriman:Faruk bir saattir bağrıyorum sana. bir yardım ediverseydin kadına, merdivenleri çıkana kadar. Buseyle ben öldük vallahi.

Faruk:Tuvaletteydim karıcığım, duymadım. Duysam koşup gelmez miydim hiç. Sevgili kayınvalidem kırk yılın başı işyerimi ziyarete gelmiş.

Kayınvalide:(Huysuz) Tamam damat tamam. Kes soytarılığı. Kalbim ağzıma geldi zaten yorgunluktan. Uydum bunların aklına, bu sıcakta çarşıya çıktık.

Faruk:Tamam valideciğim siz istirahat buyurun şöyle, sonra hasret gideririz, (oturma grubuna oturtur.)

Neriman:Faruk çok oturmayacağız. Buseye bir spor ayakkabısı alıcam. Kendime bir bluzla bir etek, anneme de bir gecelik. Kredi kartını rica edeyim.

Faruk:Tamam karıcığım hemen. (cüzdanını çıkarır) Bunun limiti dolu, buzdolabıyla, kurutma makinesi taksitleri var. Bunda Buse’nin dershanesi, bu da dolu. Bunda senin fitness kulüp aidatlarıyla, kozmetikler ve cilt bakım ürünleri, bunda limit aşımı var. Bunda benim çoraplar var, bunu alabilirsin.

Rıza:Faruk abi kredi kartı demişken, seni bankadan aradılar. Asgari tutan ödememişsin galiba. Yine arayacaklarmış.

Faruk:Sağol Rızacığım. Muhabbete tam yeri ve zamanında yapmış olduğun bu balıklama atlayış için sana çok teşekkür ederim.

Rıza:Ne demek abi görevimiz.

Faruk:Uzatma, sen asıl görevine dön.

Zarife:(girer. Elindeki fincana bakmaktadır.) Yengeciğimmm kahveniz hazır.

Neriman:Kahve mi?

Faruk:(toparlamaya çalışır.) Kahve ya karıcığım, hazır kahve.

Neriman:Ben kahve istemedim ki.

Faruk:Olur mu karıcığım. Geleceğin içime doğdu. Dedim ki, “Zarife bak Neriman yengenin elektriğini tüm bedenimde hissetmeye başladım, hemen kalk bir kahve yap, eli kulağında damlar şimdi.”

Neriman:Ne kahvesi Faruk, ne elektriği? Sen benle dalga mı geçiyorsun?

Faruk:Olur mu hayatım, ben senle dalga geçer miyim hiç? İç iç. Bu kahve sana iyi gelir şimdi.

Neriman:İyi içelim bari.

Faruk:Kayınvalide’çiğim siz de bir kahve alır mıydınız?

Kayınvalide:İstemem damat istemem. Bu sıcakta kahve mi içilir. Sen bir bardak su ver bana.

Buse:Baba ben de kola istiyom.

Faruk:Kola mı? Ne kolası. Kola yok kızım. Ketıl var, sıcak su var, kahve var ama kola yok. Sadece kahve. Üçü bir arada, ikisi bir arada, birisi bir arada. Sade yani. İçeceksen iç. Çay ocağıyla muhatap etme beni.

Nilgün:(odadan çıkar.) Gitmedi mi daha?

Neriman:Faruk?

Buse:Baba kim bu?

Kayınvalide:Damat ne haltlar karıştırıyorsun sen?

Faruk:Ne ne? Kim kim? Haaa. Şey mi? Bu bayan mı? Bu bayan şey? Bu Bayan Mükellef. Çok mükellef bir bayan. Vergi incelemesi vardı, uzlaşma için geldi. Şeyin sahibi kendisi, şey salonunun. Tesadüf. Tesadüf Güzellik Salonunun sahibi.

Nilgün:Ha evet uzlaşmak için geldim.

Neriman:Tesadüf mü?

Faruk:Evet tesadüf. Ne tesadüf di mi?

Neriman:Hı hı. Evet ne tesadüf. Tamam da bayanın odada ne işi var Faruk?

Faruk:Oda? Oda. O da otobüsle gelmiş sizin gibi. Eee, hava da sıcak tabi. bir de merdivenler üstüne üstlük. İnanır mısın büroya girdi, kan ter içinde. Tansiyon yirmilerde. Hemen kaptığım gibi soktum odaya. Dinlensin, kendine gelsin diye.

Neriman:Haaa. (şüpheli şüpheli kadını süzer.) Oldu o zaman.

Faruk:Oldu oldu. Süper oldu. Evetttt Nilgün hanım, nerde kalmıştık? Siz şimdi vergi dairesine gidin. Ben de işlerimi toparlayıp, arkanızdan geleceğim (kaş göz işaretleriyle, vurgulu) vergi dairesine.

Nilgün:Haaa. Peki. Oldu o zaman. Faruk bey ben gideyim (vurgulu) vergi dairesine, siz de fazla geç kalmadan gelin (vurgulu) vergi dairesine.

 

3. Tablo

(O günün akşamı. Elemanlar çıkmış, Faruk masasında, masanın önünde ise Osman ile Nuri oturmaktadır. İçki içerler.)

 

Faruk:Öyle lap diye odadan çıkınca "tamam" dedim "şimdi kıyamet koptu"

Osman:Vallahi verilmiş sadakan varmış Farukçuğum.

Faruk:Öyle deme Osmancığım olayı toplayıp, Nilgün’ü gönderene kadar kesin iki kilo vermişimdir.

Nuri:Olur böyle şeyler Farukçuğum, sıkma canını. Aslında senin vukuatın öyle büyük bir bomba sayılmaz. Geçen sene benim başıma gelenleri duysan, haline şükredersin. Seminer için Kıbrıs’a gitmiştik ya.

Faruk:Ben gelememiştim abi, malum, durumları biliyon (para işareti yapar)

Nuri:Biliyorum, biliyorum. Osman da gelmemişti. (Osman başını sallar.) Neyse ben Kıbrıs’tayız, uzaktayız diye çok rahatım. Aldım Necla’yı doğru termale. Havuzda birbirimizi boğmaya çalışıyoz. (sinsi sinsi güler) cilveleşiyoz yani. Lan bir baktım havuzun öbür tarafından, bir boneyle bir çift göz bize doğru yaklaşıyor. Timsah misali yani. Lan dedim ben bu gözleri tanıyom bir yerden. Dur bakalım, dur bakalım derken, bizim timsah yanaştı ve (taklit ederek) “Nuuurrriiiii” diye kükreyerek üzerime atladı. (öbürleri şaşkın) Fatma yahu bizim Fatma. (öbürlerinin şaşkınlığı bir kat daha artar) Bunların bir gezelim görelim derneği var, İzmir’de Yaşayan Sivaslı Ev Kadınları Kültür ve Dayanışma Derneği. İYSEK. Geziler meziler düzenliyorlar. Tut sen bizim hatun, benim Kıbrıs’a gideceğimi biliyo ya, Kıbrıs’a tur düzenle. Bizim kafilenin arkasından gelip yerleşmişler otele. Seninki daha bavulları boşaltmadan da başlamış beni takibe.

Osman:Sonra ne oldu? Havuzda yani.

Nuri:Ne olacak azizim. Benim şakalaşırken yapamadığımı, Fatma yapmaya kalktı. bir tuttu Necla’yı saçlarından, zavallı kadın guluk guluk son nefesini verecek. Onu boğmaya çalışırken, bir yanda da beni yolmaya çalışıyor. Büyük rezalet anlayacağınız.

Faruk:Eee abi, Sonra nasıl toparladın işi?

Nuri:Toparlanacak tarafı mı var Farukçuğum. Ondan sonra, dayandık kredi kartlarına. (gülüşürler.) Allah sizi inandırsın Fatma tam üç ay iliğimi kemiğimi kuruttu. Kuyumcularla dost, butiklerle arkadaş, ayakkabıcılarla bacanak olduk yahu.

Faruk:Kötü olmuş vallah. (Osman’dan tasdik bekler.)

Osman:Ben onu bunu bilmem arkadaşlar. bir atasözü vardır “Karda yürüyecen, izini belli etmiyecen.”

Nuri:Doğru söylüyon Osmancığım da her zaman mümkün olmuyor o. Bak izimizi kaybettirmek için taa Kıbrıs’a gittik orda bile buldu işte. Arkadaşlar, kadınlarda, kendilerine münhasır özel bir sensör var şerefsizim. Ne kadar uzakta olursan ol, bir yanlışlığa meylettin mi, başlıyor ötmeye. Alarm gibi yani. İstersen karda yürüyecem diye Antartika’ya git. Orda bile bulur seni.

Faruk:Haklısın abi. Eşşeği sağlam kazığa bağlayıp sonra Allah’a emanet etmek lazım.

Nuri:(Bozulur.) Hangi eşeği lan.

Faruk:Yani tüm tedbirleri alıp, ondan sonra ne halt yiyeceksen yiyecen. Ona rağmen de yakalanırsan yapçak bir şey yok. Mukadderat diycen.

Nuri:Orası öyle. (Viskiden bir yudum alır. Yutkunur.) Ne de güzel gidiyor namussuz, yağ gibi vallah.

Osman:(O da bir yudum alır.) Harbiden de güzelmiş. Jack Daniels de mi abi bu.

Nuri:Evet, en iyisinden. (Sehpanın yanından şişeyi kaldırır, böbürlenir.) İngiltere’ye gittiğimde bizzat fabrikasından almıştım 5 şişe. Sonuncusu size nasip oldu.

Faruk:Amerikan malı değil miydi bu abi ya?

Nuri:(bozulur.) Öyle mi? Olabilir. Ama İngiltere’de de üretiyorlar herhalde. (konuyu değiştirmek ister.) Osman ne oldu senin karşılıksız çek işi.

Osman:(Suratı düşer.) bir gelişme yok abi. Duruşma Kasım ayına ertelendi. Mahkeme bilirkişi atadı, inceleme yapılacak.

Faruk:Hayırlısı olsun, inşallah lehine sonuçlanır.

Nuri:Hayırlısı mı olur Faruk, sen bile bile lades dersen. Yahu Osmancığım senin neyine müşterine hatır çeki vermek. Milletin derdi seni mi gerdi? Sen bak işine, tut defterini, al paranı. Borcunu ödemezse de bırak defterlerini.

Osman:Öyle deme abi. Çok sevdiğim bir müşteriydi, aslına bakarsan hala da öyle. İnan durumum olsa bir dakika beklemem öderim o çeki. Ben bu mesleğe başladığımda ilk defterimi ondan almıştım. Bende ayrı bir yeri var anlayacağın. Ama sonra bir dolandırıcıdan, çok büyük bir kazık yedi. Neyi var neyi yok her şeyini kaybetti. O dönem belki toplayabilirim diye bir miktar kredi kullandı. Benden de 20.000 liralık bir çek istedi, teminat için. Kıramadım verdim. Sonrası malum…

Nuri:Kardeşim, ticarette rehavet olmaz. Hacı baba tekkesi değiliz ki biz, ticarethane işletiyoruz. Aylık hizmet bedellerimizi alamazken, bir de müşterinin çekini senedini mi ödeyeceğiz. Unutmayın “acıma acınacak duruma düşersin” demiş büyüklerimiz.

Faruk:Doğru diyorsun Nuri abi ama, işin bir de insani boyutu var, ahde vefa var. Makine değiliz ki biz.

Osman:Haklısın Faruk, para her şey demek değil. İnsani ilişkiler olmazsa yaşamın tadı mı olur?

Nuri:Ben onu bunu anlamam arkadaş, dostluk ayrı, ticaret ayrı şeydir. Muhasebe ücretini ödemeyen, babamın oğlu olsa gözünün yaşına bakmam. (bardağındaki son yudumu fon dip yapıp) Neyse, beyler ben müsaade istiyorum. Daha Blue Night’a uğrayacağım. Yeni bir Rus revüsü gelmiş, akıllara ziyan diyorlar. Revüyü izleyen arkadaşlar, akabinde Rusya elçiliğine sığınma talebinde bulunmak istemişler. (gülüşürler.) O derece yani…

Faruk:Tamam Nuri abi, sana iyi eğlenceler, görüşürüz. (öper)

Osman:Revüye kaptırıp, fazla içme abi, yeterince içtin zaten. (öper)

Nuri:Sen beni merak etme Osmancığım, ne büyükler devirdik biz. (Kapıya yürürken) Siz asıl kendinize bakın, fazla kaçırıp sızmayın buralarda. (çıkar)

Faruk:(Nuri’yi geçirir.) Alem adam şu Nuri abi ya. Böyle hızlı yaşayan adam görmedim. Her akşam alemde. Ya nerden buluyor bu kadar parayı? Alt tarafı bir muhasebe bürosu. Olsun olsun 50 – 60 defterle, bu paralar kazanılır mı Osmancığım? Bildiğim kadarıyla anadan babadan da kalan bir şey yok.

Osman:Vallah Farukcuğum ben de çok merak ediyorum, bu değirmenin suyu nerden geliyor diye. Baksana adamın bir ayağı hep yurt dışında. Gitmediği, görmediği ülke kalmadı. Tut Ukrayna’sından  Moldovya’sına, tut Tayland’ından Endonezya’sına seks turizmi olan bütün ülkelere gitti yahu. Dersin, uluslararası Uçkur ataşesi.

Faruk:Benim kulağıma bazı söylentiler geliyor ama pek konduramadım işin açıkçası.

Osman:Ne söylentileri?

Faruk:Vallah bazı meslektaşlar, Nuri abinin “Lazım gelirse, evrak tedarik ederiz.” dediğini söylediler. Bende onların yalancısıyım.

Osman:Ne evrağı?

Faruk:Şey ya… Şey işte.

Osman:Ne şeyi Faruk? Çıkar ağzındaki baklayı.

Faruk:Evrak dediğim fatura.

Osman:Fatura?

Faruk:Fatura işte. Naylon fatura yani.

Osman:Yapma ya. Naylon fatura mı satıyor Nuri abi?

Faruk:Bilmiyorum, ama öyle şeyler geldi kulağıma. Belli bir komisyon karşılığı…

Osman:Harcamalarına baksana, dersin adam muhasebeci değil fabrikatör. O paralar alın teriyle kazanılmaz Faruk.

Faruk:Doğru mudur bilmiyorum vallahi. Duydum sadece.

Osman:(Sinirli) Doğrudur, doğrudur. Ateş olmayan yerden duman tütmez Faruk. Yazık, çok yazık. Biz mesleğimizin itibarı, şerefi için canımızı dişimize takalım, bunun yaptığına bak. Böyle çürük elmalar yüzünden bizim adımız da lekeleniyor.

Faruk:Yok öyle düşünme Osman. Her koyun kendi bacağından asılır. Şahsi kusurların faturası mesleklere çıkartılamaz. Sen sıkma canını. (bardaktaki içkiyi bitirir, boş bardağı Osman’a uzatır.) Doldur bakalım Nuri abimin İngiliz Jack Daniels’ından.

 

4. Tablo

 

(Ertesi gün. Zarife büroya gelir. Büroda kimse yoktur. Faruk’un masasının üzerinde boş bir şişe ve bardaklar.)

 

Zarife:(Çantasını masasına koyup, bardakları ve şişeyi toplar. Ortalığı düzeltir. Kendi kendine) Ooooo, akşam yine alem varmış. Faruk Bey ve ekürileri (şişeyi gösterir) dibine vurmuş. (Bardakları ve şişeyi mutfağa götürür.) Biz üç kuruş zam istedik mi beyefendinin suratı beş karış asılır, ama kendi zevkine gelince şişe şişe viskileri götürür. (Masasına oturur, bilgisayarını açar) Akşam içtiler ya, bugün öğlen de gelir artık. Hem dün söyledim, “Faruk abi yarın mükellef gelecek sabahtan, geç kalma” diye. Ama kime? (Diyafon’a) Şenlik Muhasebe’ye bir çay.

Kazım:Zarife abla patronun talimatı var getiremem, tamam.

Zarife:Kazıııımmm. Benim kafamın tasını attırma. Çabuk bir çay getir.

Kazım:Abla sen beni işten mi attıracan tamam. Getiremem diyom anlamıyon mu tamam.

Zarife:Tamam tamam ne halin varsa gör.

Kazım:Anlaşıldı tamam.

Zarife:Bir de bu çıktı başımızda. Adam veresiyeden çayı kesti, ama Faruk efendinin umurunda değil, o zevkinde sefasında. (mutfağa girer)

Rıza:(Girer, diyafona) Kazım bir çay getir koçum.

Kazım:Manyak mısınız siz ya tamam.

Rıza:Nooldu lan ne bağırıyon sabah, sabah?

Kazım:Abi patron “Şenlik maasebeye çay yok” dedi tamam. “Hesabı kapatsınlar, ondan sonra” dedi tamam.

Rıza:(Söylenerek masasına gider) tövbe tövbe.

Zarife:(Mutfaktan çıkar.) Günaydın Rıza.

Rıza:Günaydın Zarife abla, erkencisin?

Zarife:Metroyla geldim.

Rıza:Hasan abi bırakmadı mı seni?

Zarife:Yok bırakmadı.

Rıza:Hayırdır, bir sorun mu var?

Zarife:Yok bi şey. (Rıza’nın bakışlarından etkilenir.) Tartıştık biraz.

Rıza:Sabah sabah ne tartışması bu ya. Rüyanızda mı gördünüz.

Zarife:Doğal gazın faturasını ben yatıracaktım. Ama aylığı alamayınca… Kesmişler doğal gazı… Küçük tüpte yemek yaptım bütün gece. Öyle olunca gecenin rövanşını sabaha bıraktık tabi doğal olarak.

Rıza:Abla yazın az gelmiyo mu doğal gaz faturası.

Zarife:Çok değil ama olmayınca yatıramadım işte. 20 lira falandı.

Rıza:Abla söyleseydin ben verirdim ya. Noolucak?

Zarife:Sağol rızacığım, hallederim bugün.

Muhittin:(Neşeli bir şekilde içeri girer.) Günaydın millet. (Diğerleri cevap verir. Oturma gurubu yürür. Getirdiği gazeteyi açıp okumaya başlar. Vazgeçer geri döner. Diyafonun başında) Çay isteyen var mı? (Diğerleri kafa sallar) Kazım, üç çay, biri açık olsun.

Kazım:(Sinirli) Açık senin mi? Tamam.

Muhittin:Evet

Kazım:Muhittin ben senin varya... (cızırtılar) tamam

Muhittin:Ne kızıyon oğlum tamam demli olsun. Tövbe tövbe. (yerine geçer, gazetesini okumaya başlar.)

Zarife:Ben su ısıttım. Sallama ister misiniz?

Rıza:Çok iyi olur abla. Dur ben yardım edeyim. (Beraber mutfağa girerler)

Faruk:(girer, muhittin toparlanır.) Günaydın Muhittin. Gelmedi mi çocuklar?

Muhittin:Geldiler abi mutfaktalar.

Faruk:İyi. bir çay söyle bana.

Muhittin:Yok abi ben almayım.

Faruk:Sana değil olum bana.

Muhittin:Bende o manada söyledim abi, senin çayı ben söylemeyim.

Faruk:Neden?

Muhittin:Abi galiba patronu Kazım’ı yedeğin üzerine oturtmuş, düğmeye bastın mı buhar çıkartıyor. Sabah sabah bana bir yığın fırça attı.

Faruk:Allah, Allah, derdi neymiş?

Muhittin:Anlamadım abi. bir açık çay istedim, eş dost akraba herkese selam söyledi.

Faruk:Tamam tamam, ben söylerim.

Faruk:(Diyafona) Şenlik Muhasebe’ye bir çay.

Kazım:Faruk Bey… (yutkunur) sizi patrona bağlıyorum tamam.

Ubeydullah:(şiveli) Farık bey. Demlik Çay Salonu olaraktan, Şenlük Maasebeye çay sevkiyatını durdurmuş bulunmaktayız. Bu yüzden hesap kesim tarihine kadar diyafuna seslenmemenizi rüca ederüz. İyi günner.

Faruk:Ubeydullah efendi bu yaptığınız çok ayıp ama üç kuruş için böyle muamele yapılır mı ya? Kaç yıllık müşteriniziz.

Ubeydullah:Farık bey şincik çay ocağının üzerindeki resme dikkatnen bakıyorum. İki tane adam var yan yana oturmuşlar koltuklarına. Veresiye satanla peşin satan. Ben bu sağdaki mutlu adam olmak istiyom annadın mı?

Faruk:Tamam Ubeydullah tamam. Bu hafta kapatacam hesabı söz.

Ubeydullah:Biz de meraklan bekliyoz Farık bey.

Faruk:(Koltuğuna oturur.) Şu işe bak ya, sabahtan akşama kadar eşek gibi çalışıyoz, aldığımız karşılığa bak.

Zarife:(Rıza kendi çayıyla, İki bardak çayla girer.) Günaydın Faruk abi. (çayın birini Faruk’a bırakır.)

Faruk:Günaydın Zarife. Bu çay nerden çıktı. Müneccim misin kızım sen?

Zarife:Sesini duydum abi. Ocaktan istemeden, çayını vereyim dedim Faruk abimin.

Faruk:Geç kaldın, Ubeydullah’tan Efendi’den yedik sabah zılgıtını.

Zarife:Şu hesabı kapatalım artık Faruk Abi. Yoksa rezil edecek bizi iş hanına.

Faruk:Kapatacaz kızım kapatacaz da. (Muhittin’i işaret ederek) Görüyorsun, herifi 10 yere gönderiyoz tahsilata, anca birinden ikisinden geliyor üç beş kuruş. bir türlü adam akıllı sokamadık ki hesabı yoluna. Terzi söküğünü dikemezmiş misali biz de muhasebeciyiz güya, hesabı kitabı denkleştiremiyoruz bir türlü.

Zarife:Bizim hesap kitap da aynı durumda Faruk abi. Gider çok gelir yok.

Faruk:Zarifeeee. Bari sen böyle konuşma. İşin içindesin görüyorsun durumları.

Zarife:Orası muhakkak abi de, biz de hesabımızı kitabımızı sana göre yapıyoruz. Bak 20 liralık doğal gaz faturasını ödemedim diye dün kesmişler gazı.

Faruk:Haklısınız çocuklar, çok haklısınız. Bugün hem şu Ubeydullah’ın ipini çekicem, hem de sizin hesabı görücem söz. (Muhittin’e) Akşam size kabarık bir liste hazırladım Muhittin Bey. Sizi uzun bir İzmir seyahati bekliyor. (çekmeceden bir kağıt çıkarır. Muhittin’e uzatır.) Al bakalım şunu. Sırayla dolaş.

Muhittin:(Kağıdı alır göz atar) Faruk abi bu ne ya. Bir günde dolaşamam ki ben bu kadar müşteriyi. Biri Anya’da bir Konya’da.

Faruk:Uzatma. Akşama kadar süren var, listeyi tamamlamadan gelme. Ayrıyeten eli boş da gelme, Oyarım.

Muhittin:Peki abi. (çıkarken) Abi yalnız Kentkartın hiç kontörü kalmadı, bir on lira alayım da kontör yükleteyim.

Faruk:Ne yapıyosun olum sen bu kontörleri, yiyor musun? Daha iki gün önce 20 liralık yükletmiştir.

Muhittin:Abi oturduğum mu var Allah aşkına, bir oraya bir buraya koşturup duruyorum.

Faruk:Tamam tamam uzatma. Dil de kürek kadar maşallah. (parayı verir. Muhittin çıkar. Zarife’ye) Şirket kuruluşu için birileri gelecek demiştin Zarife, ne zaman geleceklermiş?

Zarife:Saat vermediler abi, sabahtan geliriz dediler. Eli kulağında gelirler şimdi.

Faruk:Gelsinler bakalım. (Rıza’ya) Rıza, kayıtlar ne durumda?

Rıza:Hallediyorum abi.

Faruk:Elini biraz çabuk tut, önümüzdeki ay Geçiciler var, iki ayağımız bir pabuca girmesin.

Rıza:Sen hiç merak etme abi üç beş gün içinde hepsi tamam.

Faruk:Hadi bakalım hayırlısı. (telefonu çevirir.) Alo Hüsamettin Bey’le görüşebilir miyiz? (biraz bekler, telefonun ahizesini kapatır, çocuklara) Ulan sanki hırdavatçı dükkanı değil de bilmem ne Holding. Üç tane sekreterden geçip görüşebiliyoruz adamla. (telefona) Evet, evet Hüsamettin Bey. Muhasebeci Faruk dersiniz. (biraz bekler) Hüsamettin beyciğim saygılar, Faruk ben. Nasılsınız. Çok teşekkür ederim, iyiyiz bizlerde. Uğraşıp gidiyoruz vallah. Hesap kitap işleri malum. Haklısınız, haklısınız. Ben şey için aradım sizi, uzlaşmamız vardı ya bugün. Evet, evet bugündü. Kaç gibi buluşalım vergi dairesinde? Uygundur. Tamam, saat üçte. Görüşürüz. (Zarife’ye) Zarife ben bir odaya uğrayacağım, yarım saate gelirim. (Işık)

 

5. Tablo

 

(Buse ve arkadaşı Ceren Faruk’un masasının önündeki koltuklarda oturmaktadırlar. Zarife masasında çalışmaktadır. Rıza Vergi dairesine gitmiştir.)

 

Buse:(abartılı) Biz Murat’la kantinde oturmuşuz taam mı? Koca bir bardak kola önümüzde, pipetle böyle taam mı göz göze yudumluyoruz. Romantizmin dibine vurmuşuz yani. Herif içime düşücek abi. Müthiş bir ambiyans olayı. Tam o esnada Selin kantine giriyo ve şok şok şok. Suratının halini görmeni isterdim, kız resmen koptu ya.

Ceren:İnanmıyorum abi ya, bu ne ya. Sen kızı resmen bitirmişsin abi ya.

Buse:Sen ne diyon kızım, hatun resmen duvara tosladı diyorum sana. Ben ona söyledim ama, Murat benim dedim yanaşma alırım gazını dedim, anlamadı ben naapayım.

Ceren:Süpersin abim yaaa.

Buse:Ne sandın kızım. Benim adım Buse. Adamı sulu dereye götürür su içirmeden geri getiririm.

Ceren:Korkulur kızım senden. Dur dur bak, sen büyük bombayı duydun mu?

Buse:Neymiş o ya? Çok merak ettim şimdi, söyle hadi.

Ceren:Çisemle Burak ayrılmış biliyo musun?

Buse:İnanmıyorum.

Ceren:Burak yaş günü partisinde Çisemin kuzenine sarkmış abi.

Buse:Neeee?

Ceren:Çisem de kaptığı gibi, kokteyl kabını Burak’ın kafasından aşağı boşaltmış.

Buse:Vaaay bombaya bak ya? Yılın olayı abi ya.

Ceren:Burak apar topar partiden ayrılmış tabi. Ama sırıl sıklam. Donuna kadar alkole batmış herif abi ya. Mobil seks on the beach olayı yani. (gülerler)

Buse:Yolda çevirmeye denk gelmese bari. (gülerler)

Kazım:(Tepside iki meyve suyuyla girer.) Evet hanımlar meyve sularınız geldi.

Ceren:Bu ne ya?

Kazım:Yüzde yüz nar suyu.

Buse:Onu sormadı salak. Nerden çıktı bunlar? Biz bi şey istemedik ki.

Kazım:Olur mu Buse Hanım. İş hanımıza iki tane güssel bayan gelmiş. Onnara bişey ikram etmicez mi?

Zarife:Biz hangi kategoriye giriyoz Kazım Bey?

Kazım:Zarife ablacığım sen bir tanesin ya. Seni Gategorize edemem, sen gategorize dışısın.

Zarife:Hani hesabı dondurmuştunuz siz? Bunlar ne şimdi?

Kazım:Bunnar meesesemizin ikramıdır.

Buse:Kazım sen manyak mısın be olum ya? İşin yok mu senin?

Kazım:Benim işim bu Buse Sultan. Çay, kahve, meyve suyu.

Buse:Ben istemiyorum meyve suyu. Ceren sen?

Ceren:Bende istemiyom.

Buse:Tamam canım sen götür onları geriye.

Kazım:Olmaz Busecan şişeleri açtık, bunnar bitçek.

Buse:Hasta mısın sen ya? İstemiyoruz dedik sana, saksı almıyor galiba.

Kazım:Naapalım o zaman. Zarife ablamlan ben içeriz bunnarı. (Bir bardağı Zarife’nin masasına koyup, Rızanın masasına oturur. Kızlara bakarak içer.)

Buse:Olum müşteriler bekliyo, alooo. Hasta bu ya.

Kazım:Panik yok Buseciiim, işler yetişir.

Buse:Hayret bişey ya. Neyse nerde kalmıştık Ceren?

Ceren:Burak diyoduk kızım, Çisem. Sex on the beach olayı.

Buse:Aaaa. Tamam. Ne olay abi ya? Çocuk insan içine çıkamayacak vallah.

Ceren:Aynen.

Buse:Kız sen eskiden hoşlanmıyor muydun Burak’tan? Bence şimdi tam zamanı. Hazır sap moduna geçmişken…

Ceren:Yok yaa.. Ne bileyim olur mu ki?

Buse:Kızım herif şimdi yağmurda kalmış kuş misali sığınacak bir çatı arıyordur. Senden iyisini mi bulacak. Hem oğlanda bir araba var, görsen Burak’ı bırakıp, onunla çıkarsın vallah.

Ceren:Kızım araba önemli tabi ama…

Buse:Aması maması yok kızım, akıllı ol. (şarkıyı mırıldanır.) onun arabası var, güzel mi güzel…

Kazım:Zarife abla. Sen benim arabayı görmüş müydün?

Zarife:Ne arabası Kazım? Senin araban mı var?

Kazım:Olmaz mı ablam ya? Hem de modofiye?

Zarife:Modofiye mi? O ne lan?

Buse:Tipi kayık demek yani Zarife abla. Söyle anlatayım sana, bir boka benzemeyen bir araban var. Onu bi şeye benzetmeye çalışıyon. Kıçına kaş göz çizmek gibi bi şey.

Kazım:Hoop dalga geçme Buse hanım. Bir görsen hastası olursun. Egzozu da kestirdim Zarife abla. Gazı verdim mi, asfalt ağlıyo Allahıma.

Ceren:Bu nasıl bir kabus ya.

Kazım:Geçen Kordon’da geziyoz arkadaşlarla, Allah seni inandırsın gızlar sırayı girdi şerefsizim.

Buse:Ne sırası Kazım? Sıra gecesi mi varmış Kordon’da?

Kazım:Sonra ablacığım oturduk barın birine. Hop kızlar hemen damladı tabi masaya.

Buse:Sen şeyi duydun mu asıl, şeyi?

Ceren:Neyi kızım?

Buse:Kerem disipline gidecekmiş biliyor musun?

Ceren:Neden kine?

Buse:Geçen günkü İngilizce yazılısı vardı ya?

Ceren:Eee?

Buse:O yazılıda Kerem öğrenmene sınav kağıdı yerine yanlışlıkla Aslı’ya yazdığı aşk mektubunu vermiş.

Ceren:Bu ne abi ya? Dumur oldum resmen.

Buse:Sorma kızım. Daha bu bir şey değil, devamı var?

Ceren:Devamı ne abi ya? Olan olmuş zaten.

Buse:Kızım, İlknur öğretmen gece sınav kâğıtlarını okurken bu aşk mektubu görünce şartel atmış tabi, paldır küldür gecenin bir buçuğunda sarılmış hemen telefona, müdürü aramış. Olayı anlatmak için yani. Ama müdürün karısı da gecenin bir yarısı kim arıyor seni diye cadırmış, sabaha kadar da adamın başının etini yemiş.

Ceren:Pes diyorum başka bir şey demiyorum.

Buse:Daha bitmedi kızım devamı var.

Ceren:Devamı ne abi?

Buse:Müdürün karısı gece ikna olmamış tabi. Müdürün arkasından sabah sabah atlamış okula gelmiş.

Ceren:Yok canım.

Buse:Bu arada, Müdür okula gelir gelmez İlknur öğretmeni odasına çağırmış olayı anlatması için.

Ceren:Eee?

Buse:Bunlar odada baş başa konuşurlarken, pat diye karısı dalmış odaya.

Ceren:İşte sana bomba.

Buse:Masanın üzerindeki aşk mektubunu da okuyunca, deli danalara dönmüş seninki. İki tane müdür yardımcısı karıyı zar zor sakinleştirebilmişler.

Kazım:Bu ne biçim okul ya. Okul okul değil sanki Pembe Dizi şerefsizim.

Buse:Hıyarcığım sen bizi mi dinliyorsun? İşin yok mu senin?

Kazım:Mola verdim, meyve suyu içiyom. (cep telefonu çalar, gıcık bir melodi) Kızlardan biri arıyo herhal. Alooo. (sesi ve duruşu değişir.) buyur Ubeydullah abi. Burdayım abi. Katlardayım. Boşları topluyom. bir saattir mi? Yok abi ya. Geliyom hemen. (Kapıda Faruk’la karşılaşırlar)

Faruk:Ne işin var lan senin burada?

Kazım:Boşları almaya geldim abi.

Faruk:Ulan bir şey getiriyor musun da boşları almaya geliyon? (Yürür, Buse’yle arkadaşını götür. Kapıdan sıvışan Kazım’a) vay eşek sıpası. Yav kızım sen ne zaman gelsen, arkandan da bu Kazım deyyusu damlıyor buraya.

Buse:Ben ne yapayım baba, herif sapık.

Faruk:Tövbe tövbe. Sen niye geldin küçük hanım?

Buse:Sevgili babacığım, sebebi ziyaretimiz (parmaklarıyla para işareti yapar) Arkadaşlarla sinemaya gideceğiz okul çıkışı.

Faruk:Kızııımmm, benim adım Faruk Şenlik, Bill Gates diil. Dün 50 lira verdim sana, o ne oldu?

Buse:Şey babacığım… (az düşünür) öğretmen çok güzel bir test kitabından bahsetti. YGS için. Konu anlatımlıymış. Onu aldım.

Faruk:İnanmıyorum ya. Allah’ım ne kadar çalışkan bir kızım var. Şükürler olsun sana. Gözlerim yaşardı.

Buse:Nooluyo baba ya?

Faruk:Kitap almış mış. Bir kitabın kapağını açarken görmediğim cimcime kızım, eline geçen bütün parayı kitaba yatırıyor. Bak bak sen. Sana ne zaman verdiğim paranın akıbetini sorsam kitaptan bahsediyorsun. Sevgili kızım, nerde okuyorsun bu kadar kitabı? Evdeki şeytan üçgeninde seni hiç kitap okurken görmüyorum çünkü.

Buse:Şeytan üçgeni mi?

Faruk:Televizyon, bilgisayar, Telefon. Evdeki mesain bu üçlü arasında geçiyor. Kitabı hangi arada okuyorsun?

Buse:Evde okumuyorum ama okulda…

Faruk:Okulda mı?

Buse:Teneffüslerde babacığım teneffüslerde. Bütün arkadaşlarım teneffüste kantinde makara tukara yaparken ben sınıfta haldır haldır ders çalışıyorum.

Faruk:Vayyy… O zaman süper kızım. Bu kadar çalışmaya kesin İTÜ, ODTÜ felan olur artık?

Buse:İstersen o kadar abartmayalım babacığım.

Faruk:Niye kızım, test kitapları bir yandan, dershane bir yandan, haldır haldır çalışma bir yandan. Bu kadar çalışmaya anca ODTÜ yani.

Buse:Tamam baba tamam. Dalga geçmeyi bırak. (Kalkar) Biz gidiyoruz. Nakiti alabilir miyim?

Faruk:Tabi, tabi ne demek. (cüzdanından para çıkartır Buse’ye uzatır.) 50 lira veriyorum, artanıyla test kitabı alırsın artık.

Buse:(Yapay bir gülümsemeyle) Peki babacığım. Hadi Ceren Gidelim.

Ceren:İyi günler Faruk amca. (çıkarlar)

Buse:Byee. Zarife abla görüşürüz.

Zarife:İyi eğlenceler kızlar.

 

6. Tablo

(O günün akşamı. Ofis boştur. Loş bir karanlık vardır. Nuri ile İrina sarmaş dolaş içeri girerler.)

 

İrina:Nuri nerde geldik biz. Ben tanımıyor hiç burası.

Nuri:Meraklanma bebeğim yabancı değil, burası arkadaşımın ofisi. Burada kalıcaz.

İrina:O, Nuri. Neden gitmemek otel biz.

Nuri:Otel işi tehlikeli kızım. Bu aralar baskınları iyiden iyiye arttırmışlar, Basmane’de baskın yemeyen otel kalmamış.

İrina:Ama gelir biri, biz burada. Ne yapmak o zaman?

Nuri:Sen hiç merak etme kimse gelmez. Bir tek ben de yedek anahtarı var buranın. Sağ olsun Faruk, zamanında yaptırmıştı bana da bir tane, her ihtimale karşı. (oturma guruba geçerler.)

İrina:Tamam o zaman. Ne yapmak biz şimdi.

Nuri:(Çantasından bir şişe şampanya çıkarır) Önce bunu patlatalım bi, sonra bakarız duruma.

İrina:Nuri sen ne çok içmek. Bizimkiler bile içmemek senin kadar.

Nuri:Bizimkiler?

İrina:Raşa, nasıl diyor siz Rus yani. vodka limon.

Nuri:Kızım Ruslara içki içmeyi bizim atalarımız öğretti zamanında. Kımız nedir bilir misin sen?

İrina:Kimiz?

Nuri:(Taklit eder.) Kimiz ya. Kısrak sütü. Asya bozkırlarında atalarımız kımızla fethetmişler koca Asya’yı. O kafayla Çinlilere bile meydan okumuşlar. Adamlar da korkularından bütün kıtayı baştanbaşa duvarla çevirmişler. O arada sizinkiler de içki kültürünü öğrenmiş bizimk

Ürün hakkında bilgi iste

Yorumlar