OKUYUCU PUANLARI
[Toplam: 0 Ortalama: 0]

Küçük Bir Kız Tanıyorum On Yaşında

Nezihe Meriç

Küçük Bir Kız Tanıyorum On Yaşında

9+ YaşÇocuk KitaplarıYapı Kredi Yayınları

Küçük Bir Kız Tanıyorum On YaşındaMeraklı Ayşe On Yaşında

Türk edebiyatının önemli öykücülerinden Nezihe Meriç (1925-2009) yazdıklarında çocuklara ve kadınlara hep özel bir yer verdi.

Yedi kitaptan oluşan dizisinin beşinci kitabı Küçük Bir Kız Tanıyorum On Yaşında, yenilenmiş baskısıyla, Emine Bora’nın çizimleriyle okurlarla buluşuyor…

Annesi babası çalışan ve evde tek başına kalarak büyüyen Ayşe’nin hikâyesi, iç dünyası, hayatla ilişkisi Nezihe Meriç’in arı duru anlatımıyla can buluyor. Ayşe mahalleyi, konu komşuyu, yakın çevresini merak eden bir çocukken, yaşı büyüdükçe daha büyük bir dünyanın içinde yer almaya ve hayatı anlamaya, sorgulamaya başlıyor.

Nezihe Meriç (Gemlik, 28 Şubat 1924 – İstanbul, 18 Ağustos 2009) Karayolları mühendisi olan babasının görevi nedeniyle çocukluğu, doğudan batıya Anadolu illerinde geçti. Eskişehir Lisesi’nden (1943) sonra İÜEF Türk Dili ve Edebiyatı ile aynı üniversitenin Felsefe bölümlerine devam etti (1945). Verda Ün’le piyano çalıştı; Heybeliada İlkokulu’nda müzik öğretmenliği yaptı (1946-1954). Ankara’da, eşi Salim Şengil’in kurucusu olduğu Dost Yayınları’nın ve Dost dergisinin yönetiminde görev aldı (1957-1973). Bu tarihten sonra İstanbul’da yaşadı. İlk öyküsü (“Bir Şey”) Seçilmiş Hikâyeler dergisinde çıktı. Korsan Çıkmazı ile 1962 TDK Roman Ödülü’nü, Bir Kara Derin Kuyu ile 1990 Sait Faik Hikâye Armağanı’nı, Yandırma ile 1998 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü’nü, Çavlanın İçinde Sessizce ile 2004 Dünya Kitap – Yılın Telif Kitabı Ödülü’nü, son olarak da 2007 Mersin Kenti Edebiyat Ödülü’nü aldı. Alacaceren, Les Matins de Benguisu adıyla Fransa’da yayımlandı (L’Inventaire, Paris 2005). Emine Bora (İstanbul, 1970) Mimar Sinan Üniversitesi Gü- zel Sanatlar Fakültesi Resim bölümü mezunu. 1993-2004 yılları arasında üç kişisel resim sergisi açtı; 2012’de “Yalçın Emiroğlu’ndan Günümüze ‘Doğan Kardeş’le Büyümek” adlı karma sergide yer aldı. 1994 yılından beri çeşitli yayınevleri için çocuk kitapları illüstrasyonları yapıyor. Bando, Doğan Kardeş, Milliyet Çocuk gibi dergilerde çizimleri yayımlandı. Hem yazıp hem resimlediği Dostum Badi ve Ali’nin Sıkıntı- sı adlı iki çocuk kitabı var. 1999 yılından bu yana Metis Yayınları’nda editör ve kapak tasarımcısı olarak çalışıyor.

Nezihe Meriç’in YKY’deki kitapları: Edebiyat Yandırma (1998) Toplu Öyküler I (1998) Toplu Öyküler II (1998) Korsan Çıkmazı (1999) Alacaceren (2003) Toplu Oyunlar (2003) Çavlanın İçinde Sessizce (2004) Çisenti (2005) Gülün İçinde Bülbül Sesi Var (2007) Aix – Londra – İstanbul Mektupları (Orhan Suda ile birlikte) (2011) Püf Noktası – İlk Öyküleri ve Yazıları (2011) Bozbulanık 60 Yaşında (Özel Baskı) (2013) Doğan Kardeş Zor Yokuşu – Seçme Öyküler (2010) Küçük Bir Kız Tanıyorum Altı Yaşında (2016) Küçük Bir Kız Tanıyorum Yedi Yaşında (2016) Küçük Bir Kız Tanıyorum Sekiz Yaşında (2016) Küçük Bir Kız Tanıyorum Dokuz Yaşında (2017) Küçük Bir Kız Tanıyorum On Yaşında (2017)

İÇİN­DE­Kİ­LER

Bu Ayşe Nasıl Böyle Birdenbire Büyüdü? • 7
Bir Şeyler mi Değişti? • 17
Hiiiişt Uyku Nerelerdesin? • 23
Eski Köyler, Eski Kentler Nerelere Gittiler? • 29
Ayşe Tütüncü • 37
Evdeki Bu Tatsızlık da Ne? • 43
Dil mi Güzel, Dilber mi? • 51
De De Di Di Ko Ko Du Du –De Di Ko Du–
Dedikodu • 61
Şam’ın Şekeri Arap’ın Yüzü • 73
Gül ile Diken • 83
Yazık Sana Güzel Dünya • 95
Aa! • 105

Bu Ayşe Nasıl Böyle Birdenbire Büyüdü?

Ayşe’yi gülümsetmek mi istiyorsunuz? Kolayı var. “Ayşe sen küçükken…” diye başlayın yeter. Akan sular duruyor; hemen ağzı kulaklarında! Bayılıyor bebekliğiyle ilgili anlatılanları dinlemeye. Anne de çok güzel anlatıyor ama canım. Bir ınga bebek oluşu, bir yarım yarım konuşan minik kız oluşu var ki sanırsınız, o da dokuz aylık ya da iki üç yaşında… Ayşe doğduğunda öyle küçücükmüş ki anne o günleri anımsayınca dayanamaz güler. Der ki: “Vallahi bir mendilin içine sığacak kadar küçük bir şeydi.” Ama, çabucak büyümüş. Evin içinde paytak paytak dolaşan bir parmak çocuk olmuş. O doğunca, evin sesleri de değişmiş. Gün boyu şöyle konuşmalar duyuluyormuş:
“Ssssss! Aman yavaş!”
“Ayşe uyuyor!”
“Ayşe uyandı!”
“A! Ayşe ağlıyor!”
“Ayşe acıktı!”
“Ayşe altını ıslatmış!”

“Ayşe güldü, Ayşe emekledi, Ayşe baba dedi, Ayşe Ayşe Ayşe…” Evdekiler anneanne, babaanne, Gülizar, hatta anne, yaa, anne bile onun hiçbir şey anlamadığını sanırmış. Bir baba bilirmiş onun çok akıllı olduğunu; daha bir iki aylıkken Ayşe, onu kucağına alır, uzun uzun bakar, sonra dermiş ki: “Yahu bu çocuk şimdiden dünyaya bakmaya başladı!” Gülerlermiş. Ama doğru söylermiş baba. Çünkü daha yaşını bile doldurmadan, parmak kadar bir şeyken neler neler bilirmiş. Örneğin, anne onu çoğu zaman babaanneye götürürmüş. Babaannenin evi, kırlara, dağlara yakın. Peki, sokak kapısı nereye açılıyor? Bahçeye. O ışıklı, yeşil bahçeye. Ayşe bunu bilmez mi? Bahçede çiçekler, kuşlar, güzel kokular olduğunu bilmez mi? O ne bilmiş bir şeymiş o! Kapı açılır açılmaz çırpınmaya başlar, bahçeye bakmak istediğini anlatabilmek için ne yapacağını şaşırır, “Attaaaa… Attaaaa…” diye bağırırmış. Eğer yerdeyse, kapıya doğru öyle bir emekleme koşusu tuttururmuş ki, arkasından zor yetişirlermiş.

Yayım tarihi