Reşat Nuri Harabelerin Çiçeği Özeti

Harabelerin Çiçeği adlı roman Reşat Nuri Güntekin’in ‘Cemil Nimet’ takma adıyla yazdığı ilk romanıdır. Reşat Nuri’nin bu ilk romanı 1918’de Zaman gazetesinde tefrika edilmiş,[1] yazar bu romanın gördüğü ilgi sonrasında romancılığa karar vermiş ve sonraki romanlarını kendi adıyla yazmıştır.

 

 

Harabelerin Çiçeği Özeti

 

 

Doktor Hayrullah Bey, Bursa’da doktorluk yapmaktadır. Doktor Hayrullah Bey sık sık yüzü korkunç derecede yanmış bir adama rastlamaktadır.  Bu yüzden yüzünde bu adamın hikâyesini merak eder.  Çünkü yüzü yaralı olmasına rağmen adamın çok güzel gözleri ve saçları vardır.  

 

Bir gün Hayrullah Bey kötüleşen bir kadının evine gider. Kadının hali oldukça kötüdür ve artık kısa bir ömrü kalmıştır.   Hayrullah Bey bu evde tesadüfen yüzü yaralı olan o adamla karşılaşır.  O adam kadınını durumu hakkında sorular sormaktadır. Hatta o adam kendisinin de doktor olduğunu ve bu kadının da bir yakını olduğunu söylemiştir.

 

Nitekim o kadın kısa bir süre sonra ölmüş Hayrullah Bey ile yüüz yaralı doktor yine karşılaşmışlardır. Doktor Hayrullah ölen kadının evinde bir çocuk fotoğrafı da görmüş, o çocuğun gözleri ile yüzü yaralı doktorun gözlerinin tıpkısının aynısı olduğuna da dikkat etmiştir.  Fakat Doktor Hayrullah bu defa da yüzü yaralı adam hakkında bir şey öğrenememiştir.

 

6 ay sonra Hayrullah Bey karlı bir kış gününde o adamla yine karşılaşır.  Bu defa Hayrullah Bey ile o adam konuşmaya başlar.  İsmi Süleyman Kemal olan bu adam kendi öyküsünü Hayrullah Bey’e anlatır.

 

Bu adam Nişantaşı’ndaki büyük bir konakta doğmuştur. İki kardeşi daha olduğu halde ailesi en çok onu şımartmış onu hünkâr yaveri olacakmış gibi yetiştirmişlerdir.  Süleyman kendisi ile yaşıt teyzekızı Seniha ile birlikte büyümüş, Seniha ilke Süleyman birlikte oynamaktan büyük zevk almışlardır.

 

Süleyman ile Seniha büyüdüklerinde birbirlerine âşık olurlar. Hatta evlenmeye de karar verirler. Fakat Süleyman ile Seniha’nın babası bir olay nedeni ile birleri ile neredeyse düşman olur. Seniha’nın babası askerî bir doktor olan babası Süleyman’ın ailesi ile görüşmememe kararı alır.  Fakat kısa bir süre sonra Seniha’nın babası sürgün edilir.  Seniha’nın babasının sürgün edilmesinin arkasında ise Süleyman’ın babasının eli vardır. Bunu öğrenen Süleyman babasına çok sinirlenir ve evlerinden ayrılır.   Evden ayrılan Süleyman Teyzesinin yanına gidip Seniha ile görüşür. Bu olaydan sonra Süleyman’ın babası onun evden dışarı çıkmasına yasak koyar ve Süleyman odasına hapsedilir.  Üstelik Süleyman’ın çok sevdiği sütninesini ona sahip çıkamadığı gerekçesi ile evden atmışlar, onun yerine İngiliz mürebbiye getirmişlerdir.  Süleyman bir akşam odasında kilitli kalırken konakta yangın çıkar.  Bu yangında Süleyman’ın yüzü feci şekilde yanmış ama sütannesi yetişerek onu kurtarmış ama çocuğun yüzü çok kötü yanmıştır.

 

Kazadan sonra bir aya yatalak kalmış, ancak yüzü bu hale gelmiştir. Yüzü yandıktan sonra artık onunla ilgilenenler azalmış annesi de eskisi gibi davranmamaya başlamıştır. Babası ise yanmış yüzünden dolayı ölmesinin daha iyi olacağını düşünmektedir. Süleyman’ın tek tesellisi yeniden gelen sütninesi ve köpeği ile günlerini geçirirken artık Hünkâr yaveri de olamayacağı için yatılı okula gönderilir.  Bu yatılı okulda hayatının en acı beş yılını geçirmiş,  okulda yediği dayaklardan hastanelik olmuştur. Bunun üzerine Süleyman kendisini derslerine verir. Fen derslerinde oldukça çok başarılıdır  çünkü fen derslerine giren Fransız hocası da Süleyman’a sevgiyle yaklaşmaktadır.

 

Bir gün fen dersinde bir patlama olacağından korkulurken Süleyman deney tüpünü atılmış , ona kızan hocasına yüzünü göstererek “kaybedeceğim bir şey yok ki “demiştir. Hocası ise Süleyman’ın güzel gözlerini işaret ederek “  Ya harabelerin çiçekleri? “diye sorar. O günden sonra Süleyman gözlerine “harabelerin çiçeği” demeye başlamıştır.

 

Okul bittikten sonra Fransız hocasının da isteği üzerine eğitimini Fransa’da sürdürür. Ve oradan göz doktoru olup gelir. Ne var ki yanmış yüzünden dolayı doktor olarak işine başlayamaz. Önce babasını sonra da annesini kaybetmiş onlardan kalan mirasla yaşamaya başlamıştır. Önce dünyayı dolaşmış sonra da İstanbul’a gelmiştir. Bir gün gün boyu sandalyesinde oturup örgü ören bir kız dikkatini çeker.  Sonra o kızın gözlerinin kör olduğun öğrenir.  Kızın gözlerinin görmesini sağlayabileceğini anlayınca kızı ve babasını ikna ederek ve her türlü masraflarını da karşılayarak onları Bursa’ya getirir. Bu kızın adı Mayantidir. Ve Süleyman bu kızı tedavi etmeye başlar. Fakat Maryanti ile Süleyman arasında bir yakınlaşma başlar.   Ancak Maryanti’nin gözleri açıldığında Süleyman İstanbul’a gider ve o kıza yüzünü göstermek isteyemez.  Oradan ayrıldıktan sonra da sütninesini veya mezarını görmek için onun köyüne gider.

 

Sütninesinin ölmemiştir ama hasta ve çok yaşlıdır. Bir süre sütninesi ile o köyde yaşar.  Sütninesi ölünce tekrar İstanbul’a döner. Teyzesini ve Seniha’yı da bulur ama onlara da gözükmez. Seniha iki çocukla dul kalmış, geçimlerini de zar zor sağlamaktadır.  Bunun üzerine bir ev satın alıp onlara hediye eder. Teyzesini de uzaktan kollamaktadır. Bir süre sonra teyzesi ölmüş Seniha da Bursa’ya kocasının akrabalarının yanına gelmiştir. O nedenle Süleyman da Bursa’ya gelmiştir.

 

Doktor  Hayrullah’ın hastası olan ve ölen kadın hastası Seniha’nın ta kendisidir.

 

 

 

 

 


[1] https://https://ekitap.org//kitap/harabelerin-cicegi/7426.html

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı
sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı
Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere
başvurulacaktır.

{{ reviewsOverall }} / 5 Kullanıcılar (0 oylar)
Oylar
Ziyaretçiler ne diyor ... Puanınızı bırakın
Tarafından sipariş:

İlk yorum yazan siz olun.

User Avatar User Avatar
Verified
{{{ review.rating_title }}}
{{{review.rating_comment | nl2br}}}

Bu incelemede henüz yanıt yok.

Avatar
Daha fazla göster
Daha fazla göster
{{ pageNumber+1 }}
Puanınızı bırakın

Tarayıcınız resim yüklemeyi desteklemiyor. Lütfen modern bir tane seçin

Benzer İçerikler

Amin Maalouf – Semerkant (Roman Özeti)

yakutlu

Şair ve Yazar Yahya Akengin’in 50. San’at Yılı

yakutlu

Bir Akşamdı Roman Özeti Peyami Safa

yakutlu

This website uses cookies to improve your experience. We'll assume you're ok with this, but you can opt-out if you wish. Accept Read More

Privacy & Cookies Policy