Azrail Koşuyor-Stephen King

Kadın pencereden süzülen beyaz ışıkta gözlerini kısmış, termometreye bakıyordu.

Geride, Kooperatif Kentinin diğer siteleri ince ince yağan yağmurda hapishanenin kurşuni kulelerine benziyorlardı. Aşağıdaki hava bacasında iplere asılmış eski püs-kü çamaşırlar dalgalanıyordu. Çöplerin arasında sıçanlar ve tombul sokak kedileri dolaşıyorlardı.

Kadın kocasına baktı. Adam masanın başına geçmiş, boş gözlerle Bedava-V’yi izliyordu. Bütün dikkatini vermişti. Haftalardan beri böyle yapıyordu. Bu Ben’den beklenmeyecek buseydi. Bedava-V’den nefret ederdi. Her zaman etmişti.

Tabii sitenin her dairesinde bir televizyon vardı. Yasalar emrediyordu bunu. Ama onları kapamak hâlâ yasak değildi. 2021 Zorunlu Yararlanma Yasası altı oy yüzünden gerekli üçte ikilik çoğunluğun desteğini sağlayamamıştı. Aslında kan koca televizyonu hiçbir zaman seyretmezlerdi. Ama kızları Cathy hastalandığından beri Ben bol paralar verilen programları izlemekteydi. Bu yüzden kadının midesi bulanıyor, kalbi korkuyla doluyordu.

Program yarılandığı için sunucu olanca sesiyle bağırarak haber bültenini okumaktaydı. Bunun gerisinde sesi gripten bo-ğuklaşmış olan Cathy’nin feryatları

duyuluyordu.

Ben Richards, «Ateşi yüksek mi?» diye sordu.

«Pek kötü sayılmaz.»

«Yalanı bırak.»

«Ateşi kırk derece.»

Adam iki yumruğunu birden masaya vurdu. Plastik bir tabak havaya fırlayarak gürültüyle düştü.

«Bir doktor çağırırız. O kadar endişelenmemeye çalış. Dinle…» Kadın kocasının dikkatini başka tarafa çekmek için telaşta gevezeliğe başladı. Adam dönmüş yine Bedava-V’yi izliyordu. Ara sona ermiş ve yarışma yeniden başlamıştı. Tabii bu o çok

• —9 —zengin programlardan biri değildi. Gündüzleri gösterilen «Paraya Çıkan Merdiven»

adlı ucuz bir yarışmaydı. Yarışmacı olarak sadece kronik kalp, karaciğer ya da akciğer hastalarını kabul ediyorlardı. Bazen izleyicilerin biraz gülmeleri için araya sakat birini de sıkıştırıveriyorlardı. Yarışmacı döner merdivende basamaklardan çıkmayı başardığı her dakika için on dolar alıyordu. O arada sunucuyla

durmadan konuşması gerekliydi. Sunucu iki dakikada bir yarışmacıya onun seçtiği kategoride bir «Ek Ödül Sorusu» soruyordu. Elli dolar değerindeydi bu soru. (Hackensack’lı bir kalp hastası olan son yarışmacının seçtiği konu Amerikan Tarihiydi.) Başı dönen, soluğu kesilen, kalbi göğsünün içinde acayip taklalar atan yarışmacı, soruyu yanıt-layamazsa elli dolar kazandığı paralardan düşülüyor ve döner merdiven de hızlandırılıyordu.

«Başımızın çaresine’ bakacağız, Ben. Bakacağız. Gerçekten. Ben… Ben…»

«Sen ne?» Ben karışma acımasızca baktı. «Fahişelik mi edeceksin? Artık olmaz, Shelia. Cathy’e gerçek bir doktor gerekli. Bu blokta oturan o nefesi viski kokan, elleri kirli ebeyi istemiyorum artık. Cathy’i bütün modern araç

gereçlerle tedavi etmeliler. Ve ben bunu sağlayacağım.» Ben Richards odada ilerlerken gözleri ipnotize edilmiş gibi lavabonun yukarısına, boyaları soyulan duvara takılmış Bedava-V’ye dikiliydi. Blucin kumaşından yapılmış ucuz ceketini çengelden alarak sinirli sinirli giydi.

«Olmaz! Olmaz! Buna… buna izin veremem. Sen…»

«Neden olmasın? En kötüsü babasız bir ailenin reisi olacağın için birkaç ‘eski’

dolar alırsın. Şu ya da bu biçimde Cathy’ nin tedavi edilmesini sağlamalısın.»

Shelia hiçbir zaman güzel bir kadın değildi. Kocasının çalışmadığı yıllar boyunca da iyice sıskalaşmıştı. Ama şu anda güzel gözüküyordu… Güzel ve otoriter. «O parayı almam. Yönetici kapıya geldiği zaman ona iki dolara kendimi satmayı tercih ederim. O da cebinde kanlı pis parasıyla çıkıp gider. Erkeğimin canına karşılık para mı alacağım?»

Ben Richards karışma döndü. Sert ve neşesizdi. Onu herkesten ayıran bir şeye sımsıkı sarılıyordu. Şebekenin amansızca hesapladığı gözle görülmeyen bir şeydi bu. Ben Richards bu çağda bir dinozordan farksızdı. Öyle büyük bir şey değil.

Ama ataviz-

— 10

oün izlerini taşıyan insanı utandıran bir yaratık. Hatta belki de tehlikeli biri. Büyük bulutlar küçük parçacıkların etrafmda yoğunlaşırlardı.

Ben yatak odasını işaret etti. «Ya onun taşı bile olmayan yoksullar mezarlığında yatmasına ne dersin? Bu hoşuna gidecek mi?»

Kadında artık bitkinlik ve kederden başka bir şey kalmamıştı. Yüzü kırıştı ve gözlerinden yaşlar akmaya başladı. «Ben, onların da istedikleri bu. Bizim gibi insanların, senin gibilerin…»

Adam kapıyı açtı. «Belki de beni almazlar. Belki de bende aradıkları neyse o yok.»

«Şimdi gidersen seni öldürürler. Ve ben de o sahneyi seyrederim. Kızımız içeride yatarken öldürülüşünü seyretmemi mi istiyorsun?» Sheila’nın gözyaşları arasında söylediği sözler zorlukla anlaşılıyordu.

«Cathy’nin yaşamasını istiyorum.» Richards kapıyı kapatmaya çalıştı ama karısı

araya girdi.

«O halde gitmeden önce beni öp.»

Ben Richards karışım öptü. Koridorun aşağısında Bayan Jenner kapıyı açarak dışarı baktı. Sığır eti ve lahanamn ağız sulandırıcı, çıldırtıcı kokusu karı

kocaya kadar geldi. Bayan Jen-ner’in işleri yolundaydı. Yerel ilaç merkezinde çalışıyordu. Yasal olmayan kart sahiplerinin de kokusunu alıyordu âdeta.

Richards, Sheila’ya, «Parayı alacaksın değil mi?» diye sordu. «Budalaca bir şey yapmayacaksın?»

Kadın fısıldadı. «Alacağım. Alacağımı biliyorsun.»

Ben Richards beceriksiz bir tavırla karısını kucakladı, sonra da çabucak döndü, iyi aydınlatılmamış olan çarpık merdivenden hızla indi.

Sheila kapıda duruyor, bütün vücudu sessiz hıçkırıklarla sarsılıyordu. Sonra beş

kat aşağıdaki sokak kapısının boğuk bir gürültüyle çarpılarak kapatıldığını

işitti. Önlüğüyle yüzünü kapattı. Elinde hâlâ bebeğin ateşini anlamak için kullandığı derece vardı.

Bayan Jenner usul usul yaklaşarak genç kadının önlüğünü Çekiştirdi. «Hayatım,»

diye fısıldadı. «Paran geldiği zaman sana Karaborsa penisilini nereden alacağını

haber veririm.. Çok ucuza veriyorlar. Üstelik de iyi kalite…»

—11 —

Sheila haykırdı. ¦Defol!».

Bayan Jenner irkildi; üst dudağı yukarı kalkarak kırılmış, kararmış dişleri ortaya çıktı. «Sana yardım etmeye çalışıyordum,» diye homurdandı ve telaşla odasına döndü.

Cathy hâlâ ağlıyor, ince plastik-tahta bölme de çocuğun sesini pek boğuklaştırmıyordu. Bayan Jenner’in Bedava-V’si hay-kırıp bağırmaktaydı. «Paraya Çıkan Merdiven» programında yarışmacı hem elli dolarlık soruyu bilememiş, hem de kalp krizi geçirmişti. İzleyiciler alkışlarken onu lastik bir sedyeyle dışarı

çıkarıyorlardı.

Üst dudağı inip inip kalkan Bayan Jenner not defterine Sheila Richards’ın adını

yazdı. «Göreceğiz bakalım. Göreceğiz Bayan Tatlı Koku!» Defteri kinle kapattı ve yeni yarışmayı seyretmek için arkasına yaslandı.

. . . Eksi 099

ve Geriye Sayma …

Richards sokağa çıktığı sırada yağmur şiddetlenmişti. Bir sıçan yer yer kabarıp çatlamış beton yolda tembelce, beceriksizce koşuyordu. Karşıda bir arabanın eski, paslı iskeleti çürümüş akslarının üzerinde duruyordu. Taşıtın her şeyini çıkarıp almışlardı. Ama polisler iskeleti götürmemişlerdi. Polisler artık Kanalın güney mahallesine pek geliniyorlardı. Kooperatif Kenti fare yuvasına dönmüş araba parkları, terkedilmiş dükkânlar, toplantı merkezleri ve taş döşeli oyun alanlarından oluşan daire biçimi bir yerdi. Burada motosikletli çetelerin sözü geçiyordu. Güney Kentinin cesur polisiyle ilgili haberler de palavraydı.

Sokaklar sessizdi. Bir hayalet kentinin yolları gibi. İnsan sokağa çıktığı zaman hava otobüsüne biniyor, yanına da gaz dolu bir silindir alıyordu.

Ben Richards hızla yürümeye başladı. Etrafına bakmıyordu. Düşünmüyordu da, hava kükürtlü ve boğucuydu. Dört motosikletli homurdanarak geçtiler. İçlerinden biri Richards’a kenarla-

— 12 —rı çentikli bir asfalt parçası fırlattı. Ben bundan kolaylıkla kaçmayı başardı.

Yanından geçen iki otobüs hava akımlarıyla onu sarstılar. Ama Richards onları

durduramadı. İşsiz olduğu için ona verilen yirmi (eski para) dolar haftalık çoktan bitmişti. Jeton alacak parası yoktu. Galiba etrafta dolaşan çeteler de parasız olduğunu sezmişler, ona ilişmiyorlardı.

Richards dört kilometre kadar yürüdü. Arada sırada bir içki ve sigara satan dükkânın önünden geçiyordu. Bunlara sık parmaklıklar takılmıştı. Sonra dükkânların sayısı artmaya başladı. Köşelerde motosikletli serseriler oturuyordu. Kaldırımların yanlarına esrarlı sigara izmaritleri dolmuştu.

Ben Richards artık gökdelenlerin bulutlara doğru yükseldiklerini görüyordu.

Yüksek ve tertemizdi bu binalar. En yükseği de Şebeke Yarışma Binasıydı. Yüz kattı, tepesi bulutlar ve sislere bürünmüştü. Genç adam gözlerini binaya dikerek bir buçuk kilometre daha yürüdü. Artık daha pahalı sinemaların, parmaklıkları

olmayan sigaracıların önünden geçiyordu. Her köşede bir kent polisi bekliyordu.

Richards Kanalı aştı.

Yarışma Binasına yaklaşırken yapı da daha devleşti sanki. Polisler gözlerini Richards’a dikmişlerdi. Orada aylak aylak dolaşma suçunu işlediği takdirde onu hızla uzaklaştırmaya ya da içeri tıkmaya hazırdılar. Kentin yukarı mahallesinde torbalaş-mış gri pantolonlu, saçları ucuz «kâse» biçimi kesilmiş, gözleri çukura kaçmış bir adamın sadece bir tek işi olabilirdi. Yarışmalara katılmak.

Seçme sınavları öğleyin tam on ikide başlıyordu. Ben Richards sıranın sonundaki adamın arkasına geçtiği zaman hemen hemen Yarışma Binasımn gölgesine girmiş

oldu. Oysa bina hâlâ dokuz blok ötede, bir buçuk kilometreden daha uzaktaydı.

Sıra Richards’ın önünde sonsuz bir yılan gibi uzanıyordu. Çok geçmeden arkasına da dizildiler. Polisler onları izliyordu. Ellerini silahlarının ya da serserileri uzaklaştırmak için kullandıkları aygıtların üzerine koymuşlardı.

Sıradakileri aşağılarcasına gülümsüyorlardı.

«Şu adam geri zekâlıya benzemiyor mu, Frank? Bana öyle görünüyor.»

— 13 —

«Sıranın aşağısındaki herif bana tuvaletin nerede olduğunu sordu. Düşünebiliyor musun?» «Bu köpoğlu köpekler…» «…uğruna annelerini bile öldürürler…» «Sanki günlerden beri yıkanmamış gibi kokuyordu…» «Doğrusu acubelerin gösterileri gibisi olamaz…» Sıradakiler yağmurda başlarını eğmiş, ayaklarını öylesine

yere sürüyorlardı. Bir süre sonra ilerlemeye başladılar.

. . . Eksi 098 .

ve Geriye Sayma . . .

Ben Richards temel masaya ulaştığı sırada saat dördü geçiyordu. Onu 9 numaralı

masaya yolladılar. Burada adları Q ve R’yle başlayanlarla ilgileniyorlardı.

Homurdanan plastik zımba makinesinin önünde oturan kadının duygusuz, zalim ve yorgun-muş gibi bir hali vardı.

«Soyadı. Küçük ad. Göbek adı.» «Richards. Benjamin Stuart.»

Kadının parmakları tuşların üzerinde hızla dolaştı. Makine tıkır tıkır diye bir ses çıkararak çalıştı. «Yaş. Boy. Kilo.»

«Yirmi sekiz. Bir seksen beş. Yetmiş beş.» Tıkır-tıkır-tıkır.

«Kanıtlanmış zekâ derecesi. Weschler zekâ testinin ne zaman uygulandığı.»

«Yüz yirmi altı. On dört yaşında.» Tıkır-tıkır-tıkır.

Dev lobi seslerin yankılandığı bir mezarlık gibiydi. Sorular soruluyor ve cevaplar veriliyordu. Ağlayan kimseleri kollarından tutarak götürüyorlardı.

Kimisini ise dışarı atıyorlardı. Birileri boğuk seslerle itiraz ediyorlardı. Bir iki kişi haykırdı. Sorular. Hep sorular.

«Gittiğiniz son okul?»

— 14 —

«El işleri.»

-Mezun oldunuz mu?»

«Hayır.»

«Okula kaç yıl gittiniz? Ve kaç yaşında ayrıldınız?»

«îki yıl. On altı yaşında.»

«Okulu bırakmanızın nedenleri?»

«Evlendim.»

Tıkır-tıkır-tıkır.

«Eşiniz varsa adı ve yaşı.»

-Sheila Catherine Richards. Yirmi altı.»

«Çocuklarınız varsa adları ve yaşları.»

«Catherine Sarah Richards. On sekiz aylık.»

Tıkır-tıkır-tıkır.

«Son soruya geldik, bayım. Yalan söyleme zahmetine katlanmayın. Fiziksel muayene sırasında farkeder ve yarışmadan atarlar. Şimdiye kadar eroin ya da ‘San Francisco Tozu’ denen kullananların sanrıya kapılmalarına neden olan uyuşturucu sentetik amfetamin hiç kullandınız mı?»

»Hayır.»

Tıkır…

Makineden plastik bir kart fırladı. Kadın alıp Richards’a uzattı. «Bunu kaybedeyim demeyin, bayım. Yoksa gelecek hafta her şeye yeniden başlamak zorunda kalırsınız.» Kadın şimdi dikkatle genç adama bakıyor ve yüzünü, öfkeli gözlerini, uzun ve ince vücudunu ilk kez farkediyordu. Hiç de çirkin sayılmaz, diye düşündü. Hiç olmazsa zeki. İstatistikler de iyi. Birdenbire kartı geri alarak sağ üst köşesini deldi.

«Bunu neden yaptınız?»

«Boşverin. Biri daha sonra size açıklar. Belki.» Kadın omzunun üzerinden bir dizi asansöre doğru giden uzun bir koridoru işaret etti. Polisler masaların önünden yeni ayrılmış olan sürüyle adamı orada durdurup plastik kimlik kartlarına bakıyor, sonra da ilerlemelerine izin veriyorlardı. Richards o tarafa doğru bakarken bir polis tirtir titreyen soluk yüzlü bir «tozcu»yu durdurdu ve ona kapıyı gösterdi. Tozcu keş ağlamaya başladı. Ama yine de çaresiz çıktı.

— 15 —

Masanın gerisindeki kadın acımasızca. «Bu ihtiyar dünya çetin bir yer, ahbap,» dedi. «Haydi, gidin.»

Richards ilerledi. Geride sorular yeniden başladı.

. . . Eksi 097

ve Geriye Sayma …

Masaların gerisindeki koridorun başında sert ve nasırlı bir el Richards’ın omzuna vurdu. «Kartın,

ahbap.»-Richards kartı gösterdi. Polis gevşedi ama yüzündeki ifadeden hayal kırıklığına uğradığı anlaşılıyordu.

Genç adam, «Onları geri çevirmekten hoşlanıyorsun değil mi?» diye sordu. «Bu sana büyük zevk veriyor?»

«Aşağı mahalleye gitmek mi istiyorsun, solucan?»

Richards adamın önünden yürüyüp geçti. Memur onu durdurmadı. Ben biraz ilerledi, sonra dönüp geriye baktı. «Hey! Polis!»

Memur onu aksi aksi süzdü.

«Ailen var mı? Gelecek hafta da sen buraya düşebilirsin.»

Polis öfkeyle bağırdı. «Defol git!»

Richards gülümseyerek yürüdü.

Asansörlerin önünde yirmi kadar aday bekliyordu. Richards oradaki polislerden birine kartını gösterdi. Memur ona dikkatle baktı. «Kabaetlerin sert mi, evlat?»

Richards gülerek, «Yeteri kadar sert,» dedi.

Polis ona kartını geri verdi. «Kabaetlerini tekmeleye tekme-leye tekrar yumuşatacaklar. Kafana delikler açıldığı zaman ukalalık edebilecek misin, ufaklık?»

«Bacağına o tabanca takılı olmadığı ve pantolonun da ayak bileklerine kadar düştüğü zaman sen ne kadar ukalalık edebi-lirsen ben de o kadar edeceğim.»

Richards hâlâ gülümsüyordu. «Denemek ister misin?» Bir an polisin onu yumruklayacağını sandı.

Sonra adam, «Canına okuyacaklar,» diye homurdandı. «Ge-

— 16 —berip gitmeden önce dizlerinin üzerinde sürüneceksin.» Sonra kabara kabara yeni gelen üç kişinin yanına gitti ve onlardan kartlarını istedi.

Richards’ın önündeki aday döndü. Yüzünde sinirli ve mutsuz bir ifade vardı.

Kıvırcık saçları alnının ortasında bir üçgen oluşturuyordu. «Onları kendine düşman etmemelisin, ahbap. Hemen içeriye usulca haber veriyorlar.»

Richards adama sakin sakin baktı. «Öyle mi?»

Adam döndü.

Asansörün kapılan birdenbire açıldı. Kocaman göbekli zenci bir polis düğmelerin önünde duruyordu. İkinci bir memur ise gerideki telefon kulübesi büyüklüğündeki kurşun geçirmez camlı bölmede küçük bir tabureye oturmuş, sapıklar için çıkarılan üç boyutlu bir dergiyi okuyordu. Dizlerinin arasında kesik namlulu bir çifte vardı. Arkaya, kolayca erişebileceği bir yere kurşunları dizmişti.

Şişman polis önemli bir adam tavırlarıyla ama sıkıntıyla, -Geriye geçin,» diye bağırdı. «Geriye! Geriye!»

Adaylar asansöre sıkıştılar. Soluk alacak kadar bile yer yoktu. Richards’ın iki yanında kederli adamların vücutlarından oluşan etten birer duvar uzanıyordu, ikinci kata çıktılar. Kapılar hızla açıldı. Bütün adaylardan bir baş daha uzun olan Richards pek büyük bir bekleme salonuna gelmiş olduklarını gördü. Bir köşede bir sigara makinesi duruyordu.

• Dışarı çıkın! Dışarı çıkın! Sola doğru’ kimlik kartlarınızı uzatın.»

Adaylar asansörden inerek kartlarını bir kameranın soğuk merceğine doğru uzattılar. Yakında üç polis bekliyordu. Bir nedenle on bir, on iki kart yüzünden bir zil çaldı. Kartların sahipleri sıradan çekilip çıkarıldı, sürüklenerek götürüldü.

Richards kartını gösterdi. Ona el sallayarak geçmesini işaret ettiler. Genç adam sigara makinesine gidip bir paket Blams aldı. Gidip Bedava-V’den olabildiğince uzak bir yere oturdu. Bir sigara yakarak dumanı içine çekti. Ve öksürmeye başladı. Hemen hemen altı ay bir tek sigara, bile içememişti.

— 17— Azrail Koşuyor — F: 2

Eksi 096

ve Geriye Sayma

Adları A’yla başlayanları hemen fiziksel muayeneye çağn–dılar. Yaklaşık yirmi dört kişi yerlerinden kalkarak dipteki kapıdan çıktılar. Kapının üzerine iri harflerle «BURADAN» yazılı bir tabela takılmıştı. Altındaki bir ok da kapıyı

işaret ediyordu. Yarışmalara katılanların okuma ve yazmaları azdı.

Hemen her on beş dakikada bir soyadları başka harfle başlayan kişileri içeri alıyorlardı. Richards koltuğa oturduğu zaman beşe geliyordu. Ancak dokuza çeyrek kala içeri girebileceğini hesapladı. Keşke kitap getirseydim, diye düşündü. Ama belki de böylesi daha iyi… Kitaplar şüpheyle karşılanıyordu. Özellikle Kanalın güneyinden birinin elinde olduğu zaman. Sapık dergileri daha güvenliydi.

Richards altı haberlerini huzursuzca izledi. Ekvator’daki çarpışmalar daha şiddetlenmişti. Hi

distan’da yamyamca bir ayaklanma başlamıştı. Saat altı

buçukta, akşamın ilk zengin ödüllü yarışma programı başladığı zaman Richards pencereye gidip dışarıya baktı. Artık kararını verdiği için bu programları

yeniden sıkıcı bulmaya başlamıştı. Ama diğerlerinin çoğu korkunç bir ilgiyle

«Eğlenceli Tabancalar» ı seyrediyorlardı. Gelecek hafta sıra onlara gelebilirdi.

Dışanda gün ışığı yavaş yavaş alacakaranlığa dönüşüyordu. Trenler ikinci kat pencerelerinin yukarısındaki güç halkalarından hızla geçiyorlardı. Aşağıdaki kaldırımlarda erkekler ve kadınlar akşam eğlencesi aramaya başlamışlardı. Çoğu Şebekenin bürokrat ya da teknisyenleriydi. Lisanslı bir uyuşturucu satıcısı

karşı köşede bekliyordu. İki kolunda samur kürklü birer güzel olan bir adam aşağıdan geçti. Üçü bir şeye gülüşüyorlardı.

Richards birdenbire Sheila ve Cathy’i çok özledi. Keşke onları arayabilsem…

Ama buna izin verildiğini sanmıyordu. Tabii çıkıp gidebilirdi. Birkaç kişi öyle yapmışlardı. Boş boş bakıp

— 18 —gülümseyerek yukarısında «SOKAĞA» yazılı kapıdan çıkmışlarda. Richards, apartmana dönecek ve kızımın öbür odada ateşten jdpkırnuzı yattığım mı

seyredeceğim, diye düşündü. Hayır. Bunu yapamam. Yapamam… Bir süre daha pencerenin önünde durdu, sonra gidip yine oturdu. «Mezarını Kaz» adlı yeni bir yarışma programı başlıyordu.

Richards’m yanında oturan adam endişeyle onun kolunu .çekiştirdi. «Fiziksel muayenede adayların yüzde otuzunu geri çevirdikleri doğru mu?»

Richards, «Bilmiyorum,» dedi.

Yabancı mırıldandı. «Tanrım… Bronşitim var. Belki ‘Paraya Çıkan Merdiven’

programı…»

Richards söyleyecek bir söz bulamadı. Adam soluk alırken dik bir yokuşa tırmanan bir kamyon gibi sesler çıkarıyordu.

Yabancı uysalca bir çaresizlikle, «Ailem var benim…» diye ekledi.

Richards sanki program onu çok ilgilendiriyormuş gibi Be-dava-V’ye baktı.

Yabancı uzun bir süre konuşmadı. Yedi buçukta başka bir program başlarken Richards onun diğer yanındaki adama yine muayeneyi sorduğunu duydu.

Hava iyice kararmıştı artık. Richards, acaba hâlâ yağmur yağıyor mu diye merak etti. Çok uzun bir akşamdı bu.

Eksi 095

ve Geriye Sayma

Soyadları R harfiyle başlayan adaylar kırmızı okla işaretli kapıdan muayene odasına girmeye başladıkları sırada saat dokuz buçuğu geçiyordu. O ilk heyecan bir hayli sönmüştü. Adaylar ya uyukluyorlardı ya da merakla Bedava-V’yi seyrediyorlardı. Başlangıçtaki korkuları da geçmişti. Göğsü durmadan hırlayan adamın soyadı L’yle başlıyordu. Onu bir saat kadar önce içeri çağırmışlardı.

Richards onu geri çevirip çevirmediklerini ¦düşündü.

— 19 —

Muayene odası uzun ve fayans döşeliydi, içeriyi floresan tüpler aydınlatıyordu.

Fabrikalardaki montaj bölümlerine benziyordu burası. Sıkıntılı doktorlar sırayla yerlerini almışlardı.

Richards acı acı, içinizden biri küçük kızımı muayene eder mi, dedi kendi kendine.

Adaylar kartlarını duvara gömülü başka bir kamera objektifine doğru uzattılar.

Çengeller takılı bir duvarın önünde üur-maları emredildi. Uzun beyaz laboratuvar önlüğü giymiş olan bir doktor gruba yaklaştı. Bir kolunun altına levhaya takılı

not defterini sıkıştırmıştı.

Doktor, «Soyunun,» dedi. «Giysilerinizi çengellere asm. Çengelinizin yukarısındaki numarayı ezberleyin ve tâ dipteki hademeye söyleyin. Değerli eşyalarınız içm endişelenmeyin. Burada kimsenin gözü onlarda değil.»

«Değerli eşyalar.» Richards gömleğinin düğmelerini açarken, işte bu harika, diye düşündü. Üzerinde Sheila’yla Cathy’nin birkaç fotoğrafını koyduğu boş bir cüzdan, altı ay önce komşu ayakkabıcıda yaptırdığı tabanın makbuzu, sadece sokak kapısının anahtarı takılı olan bir halka, cebine nasıl girdiğini bilemediği bir bebek çorabı ve makineden aldığı Blams paketi vardı.

Richards’ın külotu yırtık pırtıktı. Çünkü Sheila onun çamaşırsız dolaşmasına izin vermeyecek kadar inatçıydı. Ama a-dayiardan çoğu donsuzdu. Çok geçmeden hepsi çırçıplak kaldılar Kartlarını ellerine almışlardı. Bazıları sanki zemin soğukmuş gibi ayaklarını-yere sürüyorlardı. Oysa zemin soğuk değildi. Etrafa hafif bir alkol kokusu yayılıyordu.

Not def terli doktor talimat verdi. «Sıradan çıkmayın. Her zaman kartınızı

gösterin. Talimata uyun.»

Sıradakiler ilerlediler. Richards her doktorun yanında bir polisin durduğunu farketti. Gözlerini yere dikerek uysalca bekledi.

«Kart!»

Richards kimlik kartını uzattı. İlk doktor numarasını kaydettikten sonra,

«Ağzını aç,» dedi.

Richards isteneni yaptı. Doktor kaşıkla onun diline bastırdı.

İkinci doktor Richards’ın gözlerine küçücük bir ampulün parlak ışığını tuttu.

Sonra kulaklarının içine baktı.

Üçüncü doktor soğuk stetoskopu göğsüne dayadı. «Öksür.»

— 20 —

Richards öksürdü. Sıranın başlarında bir adamı çeke çeke götürüyorlardı. Adam,

«Paraya ihtiyacım var,» diye bağırıyordu. .Bunu bana yapamazsınız. Avukatım size gösterecek!»

Doktor stetoskopu oynattı. «Öksür.»

Richards öksürdü. Doktor onu döndürerek bu kez de sırtını dinlemeye başladı.

«Derin bir nefes al ve tut.» Stetoskop kaydı. ..Nefes ver.»

Richards soluk verdi.

«Devam et bakalım.»

Richards ilerledi. Tek gözü bezle kapatılmış bir doktor gülerek tansiyonunu aldı. Kabak kafasında karaciğer lekelerine benzeyen iri çiller olan bir başka doktor soğuk elini Richards’ in iki bacağının arasına soktu. «Öksür.»

Genç adam öksürdü.

«Tamam. Yürü.»

Richards’ın derecesini aldılar. Bir kaba tükürmesini istediler. Richards yolu yarılamış, odanın ortasına kadar gelmişti. İki. üç kişinin muayeneleri sona ermişti. Tavşan gibi iri dişli, soluk, suratlı bir hademe tel sepetleri koyduğu giysilerini getiriyordu. Altı kişi daha sıradan çıkarılmış, merdivenlere götürülmüştü.

«Eğil ve kabaetlerini çek.»

Richards isteneni yaptı. Plastik eldivenli bir parmak onu muayene etti.

«Tamam. Yürü.»

Genç adam eski seçim kulübelerine benzeyen üç tarafı perdeli bir bölmeye girdi.

Seçimler bilgisayarla yapılmaya başlayalı o kulübeler de ortadan kalkmıştı.

Richards geniş ağızlı mavi bir laboratuvar şişesine idrarını yaptı. Doktor şişeyi tel bir rafa koydu.

Genç adam ondan sonra harfler yazılı bir levhanın önünde durdu. Doktor, «Oku,»

dedi.

«E-A, L-D, F-S, P, M, Z-K, L, A, C, D, U, S, G, A…»

«Bu kadar yeter. Geç.»

Richards yine seçim kulübesine benzer bir bölmeye girdi Kulaklıkları taktı. Ona bir ses duyduğu zaman beyaz düğmeye, ses kesildiği zaman da kırmızısına basmasını söylediler. Ses çok tiz ve hafifti. Richards durması söyleninceye kadar düğmelere bastı.

— 21 —

Genç adamı tarttılar. Tabanlarını muayene ettiler. Richards bir Horoskopun önünde durarak kurşun bir yelek giydi. Çiklet çiğneyen ve usulca, ahenksizce bir şarkı mırıldanan bir doktor onun birkaç filmini aldı. Kart numarasını da kaydetti.

Richards içeriye otuz kadar adayla birlikte girmişti. İçlerinden on ikisi odanın dibine kadar gelmeyi başarmışlardı. Bazıları giyinmişler, asansör bekliyorlardı.

On iki kadar kişi yine zorla sıradan çıkarılmışlardı. Bunlardan biri onu eleyen doktora saldırmaya kalktı. Ama bir polis sonuna kadar çevirdiği uzaklaştırma aygıtıyla ona dokundurdu. Adam yere devrildi.

Richards alçak bir masanın önünde durdu. Ona elli değişik hastalığa tutulup tutulmadığını sordular. Çoğu solunum sistemiyle ilgiliydi. Richards ailede bir grip vakas/ görüldüğünü söylediği zaman doktor hemen başını kaldırdı.

«Karın mı?»

«Hayır. Kızım.»

«Yaşı?»

«Bir buçuk yaşında.»

«Bağışıklık aşısı yapıldı mı? Yalan söyleme!» Doktor sanki Richards yalan söylemeye kalkışmış gibi bağırıyordu. «Sağlık istatistiklerini kontrol edeceğiz!»

«Aşı 2023 Temmuzunda yapıldı. Ek aşı ile 2023 Eylülünde. Blokumuzdaki sağlık kliniğinde.»

«Geç.»

Richard bir an masanın üzerinden uzanarak doktorun boynunu kırmak istedi. Ama onun yerine ilerledi.

En sonda saçları iyice kısa kesilmiş, sert tavırlı bir kadın doktor bekliyordu.

Bir kulağına elektrik akımcısı takmıştı. Genç adama eşcinsel olup olmadığını

sordu.

«Hayır.»

«Hiç ağır bir suç yüzünden tutuklandın mı?»

«Hayır.»

«Ciddi fobilerin var mı? Yani…»

«Hayır.»

Kadın biraz da azametle, «Tanımlamayı dinlemen daha iyi olur,» dedi. «Yani…»

— 22 —

«Olağandışı, zorlayıcı korkuların var mı? Klostrofobi, akro-fobi gibi. Yok.»

Kadın dudaklarını birbirine sıkıca bastırdı. Sert sert konuşmaya hazırlanıyormuş

gibiydi. «Halüsinasyona neden olan ya da alışkanlık yapan maddeler kullanıyor musun? Ya da kullandın mı?»

«Hayır.»

«Bir yakının hükümete ya da Şebekeye karşı suç işlediği için tutuklandı mı?»

«Hayır.»

«Şu sadakat yeminini ve Yarışma Komisyonuna izin verdiğini açıklayan belgeyi imzala… şey… Bay Richards.»

Genç adam imzasını attı.

«Hademeye kartını göster ve numarayı söyle…»

Richards kadının cümlesini tamamlamasını beklemeden döndü ve baş parmağıyla dişlek hademeye işaret etti. «Yirmi altı numara, tavşan.» Hademe onun eşyalarını

getirdi. Richards ağır ağır giyindikten sonra asansörlere doğru gitti.

Kalabalık arttığı sırada asansörün kapısı açıldı. Kurşun geçirmeyen bölme bu sefer boştu. Polis sıska bir adamdı. Burnunun yanında iri bir et beni vardı.

Şarkı söyler gibi, «Arkaya geçin,» dedi. «Lütfen arkaya geçin.»

Kapılar kapanırken Richards salonun diğer kapısından içeriye soyadları S

harfiyle başlayan adayların girdiklerini gördü. Not defterli doktor onlara yaklaşıyordu. Sonra kapılar kapandı. . Üçüncü kata çıktılar. Yarı aydınlık, çok büyük bir yatakhanenin kapılan açıldı. Demir ve branda bezinden yapılmış

ranzalardan oluşan sıra sanki sonsuzluğa dek uzanıyordu.

îki polis, adayların asansörden inmelerini kontrol ederek o

lara yatak numaralarını verdiler. Richards’inki 940’di. Ranzaya kabarık bir yastık ve kahverengi bir battaniye konmuştu. Richards yatağa uzanarak ayakkabılarını yere attı. Ayakları ranzanın ucundan uzanıyordu. Ama bu bakımdan yapılacak bir şey yoktu.

Genç adam ellerini ensesinin altına sokarak gözlerini tavana dikti.

— 23^-

. . . Eksi 094

ve Geriye Sayma . . .

Richards ertesi sabah tam altıda tiz bir zil sesiyle uyandı. Bir an nerede olduğunu anlayamadı. Sheila’nın bir çalar saat almış olup olmadığını düşündü.

Kafası dumanlıydı. Sonra olanları hatırladı ve doğrulup oturdu.

Adayları ellişer kişilik gruplar halinde endüstri alanında kullanılan o pek büyük banyolardan birine götürdüler. Hepsi bir polisin koruduğu bir kameraya doğru kartlarını uzattılar. Richards mavi fayans döşenmiş bir bölmeye girdi.

Burada bir ayna, bir lavabo, bir duş ve bir klozet vardı. Lavabonun üstündeki rafa selefona sarılı diş fırçaları, bir elektrikli traş makinesi, bir kalıp sabun ve yarısı kullanılmış bir tüp diş macunu konmuştu. Aynanın köşesine sıkıştırılmış olan levhada, «Bu mala saygı gösterin,» yazılıydı. Biri bunun aitma, «Ben sadece kendi popoma saygı duy?.rım,» diye karalamıştı.

Richards duş yaptı. Tuvalet rezervuarının üzerine konmuş olan yığınla havlunun biriyle kurulandı. Traş oldu. Dişlerini ovdu.

Grubu kafeteryaya götürdüler. Adaylar yine orada da kimlik kartlarını göstermek zorunda kaldılar. Richards bir tepsi alarak paslanmaz çelikten yapılmış

kontuarda itti. Ona bir kutu mısır gevreği, bir tabak dolusu fazla yağlı

kızarmış patates, bir kepçe çırpılmış yumurta, mermer mezar taşı kadar sert ve soğuk kızarmık ekmek, bir fincan çamur gibi kahve, dörtte bir litre süt, küçük bir paket toz şeker, tuz, bir parça yapay tere-yağ verdiler.

Richards kahvaltıyı çabuk çabuk atıştırdı. Diğerleri de öyle. Richards’ın yediği ilk gerçek yiyeceklerdi bunlar. Tanrı bilir, ne kadar zamandır doğru dürüst bir şey yiyememişti. Sadece yağlı pizza dilimleri ve devletin dağıttığı haplarla karnını doyurmaya çalışmıştı. Ama işin garibi verilen bu yiyecekler de

— 24 —tatsızdı- Sanki mutfaktaki bir vampir aşçı bütün lezzeti emip almış, geriye kaba besleyici maddeleri bırakmıştı.

Richards, bizimkiler bu sabah ne yiyorlar, diye kendi kendine sordu. Yosun hapları. Bebek için suni süt… Genç adam ani bir çaresizlikle sarsıldı. Tanrım!

Elimize para ne zaman geçecek? Bugün mü? Yarın mı? Gelecek hafta mı? Hoş, belki bu da sadece bir oyun. Göz kamaştırıcı bir tuzak. Değil gökkuşağının sonunda bir çömlek altın, gökkuşağı bile yok…

Richards saat yedide zil çalıncaya kadar gözleri boş tabağında öylece oturdu.

Sonra grubu asansörlere götürdüler.

. . . Eksi 093

ve Geriye Sayma . . .

Richards’ın bulunduğu elli kişilik grubu önce dördüncü katta çok büyük bir odaya soktular. Burada sadece postacıların mektupları attıkları yarıklara benzer şeyler vardı. Adaylar yine kartlarım gösterdiler ve asansör kapıları

arkalarından hışırdayarak kapandı.

Ami açılmaya başlamış zayıf bir adam içeri girdi. Arkasındaki laboratuvar gömleğinin önünde yarışma amblemi vardı. Bir meşale ve üzerinde bir insan kafasmın silueti.

Adam, «Lütfen soyunun ve bütün değerli eşyalarınızı ayırın,» dedi. «Sonra giysilerinizi yanmaları için o deliklerden atın. Size yarışma tulumları

verilecek.» Büyük bir cömertlikte bulunuyormuş gibi gülümsedi. «Yarışmalarla ilgili kişisel kararlarınız ne olursa olsun, tulumlar sizde kalabilir.»

Bazıları söylendiler ama herkes bu emre uydu.

Zayıf adam, «Lütfen çabuk olun,»(diyerek elini iki defa çırptı. Oyun saatinin sona erdiğini açıklayan bir ilkokul öğretmeni gibi. «Yapmamız gereken çok şey var.»

Richards, «Siz de yarışmalara mı katılacaksınız?» diye sordu.

Zayıf adam ona şaşkın şaşkın baktı. Gerilerde biri usulca güldü.

Richards, «Neyse, neyse…» diyerek pantolonunu çıkardı. Değeri olmayan

«değerli» eşyalarını alarak gömleğini, pantolonunu ve külotunu duvardaki yarıkların birinden attı. Aşağıda bir yerde bir alev parlayıp söndü.

Dipteki kapı açıldı ve adamlar tekerlekli sepetleri iterek içeri girdiler.

Sepetlerin üzerindeki etiketlerde K, O, B ve ÇB yazılıydı. Richards ÇB yazılı

sepetten uzun bir tulum aldı. Bunun sarkacağını sanıyordu. Ama giysi vücuduna iyice uydu. Tulum ipeğe benzeyen ama çok daha sağlam olan yumuşak bir kumaştan yapılmıştı. Önünde bir tek naylon fermuar vardı. Bütün tulumlar koyu maviydi ve sağ göğüs cebinin üzerine yarışma amblemi dikilmişti. Bütün grup bu yeni kılığa büründü-ğü zaman Ben Richards’a sanki yüzünün tüm hatları silinmiş gibi geldi.

Zayıf adam, «Lütfen bu taraftan,» diyerek onları bir başka bekleme odasma soktu.

O kaçınılmaz Bedava-V bir köşede anırmaya ve gıdaklamaya benzer sesler çıkarıp duruyordu.

Geride yine bir kapı görülüyordu. Üstündeki tabelada «Buradan» yazılıydı. Ve bir ok da kapıyı işaret ediyordu.

Adaylar oturdular. Richards kısa bir süre sonra ayağa kalktı. Pencereye giderek dışarıya baktı. Şimdi daha yukarı katlardan birindeydiler. Hâlâ yağmur yağıyordu. Sokaklar ıslak, kara ve kaygandı. Genç adam Sheila’nın o sırada ne yap tığını, düşündü.

.. . . Eksi 092

ve Geriye Sayma . ..

Richards onu çeyrek geçe kapıdan girdi. Artık on kişilik bir gruptaydı. Tek sıra olmuşlardı. Kartları incelendi. İçeride üç taraflı on bölme vardı. Ama bunlar daha özenle yapılmıştı. Yan bölmeler ses geçirmeyen mantar panolardan oluşturulmuştu. Tavandaki ışık yumuşaktı. Gizli hoparlörlerden müzik geliyordu.

Yerde tüylü bir halı vardı. Richards ayaklarının altında-

— 26 —ki şeyin çimento olmadığını farkederek şaşırdı.

Zayıf adam ona bir şeyler söylüyordu.

Richards gözlerini kırpıştırdı. «Ha?»

Zayıf adam onu azarlarcasma, «6 numaralı bölme,» diye tekrarladı.

«Ya…»

Genç adam 6 numaralı bölmeye girdi. İçeride bir masa, gerisinde de göz hizasında büyük bir duvar saati vardı. Masaya yontulmuş bir kalemle bir deste kâğıt konmuştu. Richards kâğıtların ucuz cinsten olduklarını farketti.

Masanın yanında göz kamaştırıcı bir bilgisayar çağı rahibesi duruyordu. Uzun boylu, yapılı bir sarışındı. Yanardönerli kısacık bir şort giymişti. Bahk ağı

gibi ipek bluzunun altmdan göğüslerinin rujlu uçları gözüküyordu.

Kadın, «Lütfen oturun,» dedi. «Ben Rinda Ward’im. Test uzmanınız.» Elini uzattı.

Şaşalayan Richards Rinda’nm elini sıktı. «Benjamin Richards.»

«Sizi Ben diye çağırabilir miyim?» Genç kadının gülümsemesi çekiciydi ama kişiliğiyle bir ilgisi yoktu. Richards bu iyi beslenmiş vücudunu teşhir eden etli butlu kadın karşısında duyması gereken isteği hissetti. Ve öfkelendi. O da böyle mi doyum sağlıyor, diye kendi kendine sordu. Kıyma makinesine gitmek üzere olan zavallılara vücudunu göstererek?

Genç adam, «Tabii,» dedi. «Göğüsleriniz çok güzel.»

Rinda’nın kılı bile kımıldamadı. «Teşekkür ederim.» Richards oturdu. Kadın başını eğmiş ona bakıyordu. Genç adam ise ona bakmak için kafasını kaldırmıştı.

Bu, durumu daha da utanılacak bir hale sokuyordu. «Dünkü fiziksel muayene vücudunuz bakımından ne anlama geliyorsa, bu test de zihin yetenekleriniz bakımından aynı anlama geliyor. Test oldukça uzun sürecek. Öğle yemeğinizi üçe doğru yiyeceksiniz. Tabii sınavı geçebildiğiniz takdirde.» Kadın sık sık gülümsüyordu. «Birinci bölüm sözlü. Size test kitapçığını verdiğim andan itibaren tam bir saatiniz olacak. Sınav sırasında sorular sorabilirsiniz. Ben de onları cevaplayacağım. Tabii cevaplama iznim olan konularda. Ama test sorularının cevaplarını vermeyeceğim. Anhyor musunuz?»

— 27 —

«Evet.»

Rinda genç adama kitapçığı verdi. Üzerinde büyük, kırmızı bir el resmi vardı.

Avucu gözüküyordu. Altında iri kırmızı harflerle «DUR» yazılıydı. Test uzmanı

Benzer İçerikler

Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık

yakutlu

Kerbela – Aşk’a Bela: Hz. Hüseyin

yakutlu

Anansi Çocukları – Neil Gaiman – Online Kitap Oku

yakutlu

Sitemizin işlemesini sağlamak için teknik çerezler kullanılmaktadır. Çerezler hakkında detaylı bilgi almak için çerez aydınlatma metnini incelemenizi rica ederiz. Kabul Et Devamı

Privacy & Cookies Policy