[Toplam:0    Ortalama:0/5]

Matilda

Roald Dahl

9+ YaşCan YayınlarıHikaye-Roman-Masal

Roald-Dahl-matildaMatilda, kitap okumaya karşı doyulmaz bir iştahı olan çok zeki, olağanüstü bir kızdır. Üç yaşına geldiğinde evdeki gazete ve dergileri inceleyerek kendi kendine okumayı öğrenmiştir. Dört yaşına geldiğinde köy kütüphanesindeki tüm kitapları bir çırpıda bitirmiştir. Anne-babası Bay ve Bayan Wormwood ise onun işe yaramaz bir baş belası olduğunu düşünmektedir. Onların yalnızca televizyon izlemekle ve insanları aldatarak para kazanmakla ilgili olduklarını gören Matilda, anne-babasını cezalandırmaya karar verir. Kendisine her kötü davrandıklarında şu ya da bu şekilde buna bir karşılık verecektir. Bu zeki, sevimli küçük kız çok geçmeden doğaüstü güçleri olduğunu da keşfedecektir. Bu güçler yalnızca evde değil, Matilda ve sınıf arkadaşlarının gelmiş geçmiş en korkunç başöğretmen olan Bayan Trunchbull’la başa çıkarken de çok işine yarayacaktır.

Roald Dahl

1916’da Galler’in Llandaff kentinde doğdu. 1932’de İngiltere’nin tanınmış özel okullarından birini bitirdikten sonra, üniversiteye gitmek yerine Kanada’daki Newfoundland’e yapılan bir keşif yolculuğuna katıldı. II. Dünya Savaşı sırasında tanıştığı romancı C.S. Forester’ın özendirmesiyle, orduda çalıştığı yıllarda başından geçen olayları yazmaya başladı. İlk kitabı, Walt Disney için yazdığı, sonradan sinemaya da uyarlanan Gremlins oldu. Kuralları hiçe sayan, ama zekice yazılmış çocuk kitapları ve büyüklere yönelik korku öyküleriyle çok sevilen bir yazar olan Dahl, 1990’da Oxford’da öldü.

İçindekiler
Kitap Kurdu, 9
Bay Wormwood: Büyük Otomobil Komisyoncusu, 24
şapka ve Süper Yapışkan, 32
Hayalet, 40
Aritmetik, 50
Platin Saçlı Adam, 58
Bayan Honey, 68
Trunchbull, 85
Ana-Babalar, 94
Çekiç Atmak, 106
Bruce Bogtrotter ve Pasta, 123
Lavender, 140
Haftalık Sınav, 148
ılk Mucize, 167
ıkinci Mucize, 178
Bayan Honey’in Kulübesi, 186
Bayan Honey’in Hikâyesi, 203
ısimler, 217
ıdman, 222
Üçüncü Mucize, 227
Yeni Bir Ev, 239

Kitap Kurdu

Anneler ve babalar ilginçtir. Kendi çocukları akla gelebilecek en berbat kişi olsa bile, onun harika biri olduğuna inanırlar. Bazı ana-babalar daha da ileri gider. Hayranlık gözlerini o kadar köreltir ki, çocuklarının bir dâhinin özelliklerine sahip olduğu konusunda kendilerini ikna etmeyi başarırlar. Aslında bunda pek yanlış bir şey de yoktur. Dünya böyledir. Ancak ana-babalar mide bulandıran yavrularının ne kadar parlak olduklarını bize anlatmaya başlayınca, biz de, “Bize bir tas verin; kusacağız!” diye bağırmaya başlarız. Okul öğretmenleri gururlu ana-babalardan bu tür gevezelikleri dinlemek durumunda kaldıkları için epeyce sıkıntı çekerler, ancak bunun acısını genellikle dönem sonu notunu atarken çıkarırlar. Eğer ben öğretmen olsaydım, çocuklarına hayran böyle anababaların çocukları için yazacak dâhiyane şeyler bulurdum. “Oğlunuz Maximilian,” diye yazardım, “tam bir serseri. Umarım aileniz bir iş sahibidir de, okulu bitirdikten sonra onu oraya yerleştirebilirsiniz, çünkü başka hiçbir yerde iş bulamayacağından eminim.” Ya da kendimi şair gibi hissediyorsam, şöyle yazabilirdim: “Çekirgelerin işitme organlarının karın boşluğunun iki yanında olmaları ilgi çekici bir gerçektir. Bu dönem öğrendiklerine dayanarak kızınız Vanessa’yı değerlendirirsek, işitme organı dahi olmadığını söyleyebiliriz.”

Tabiat bilgisi konularının altını üstüne getirebilir ve şöyle söyleyebilirdim: “Ağustos böceği yerin altında koza içinde altı yıl, yerin üstünde, güneş ışınlarından ve havadan yararlanan özgür bir yaratık olarak altı gün geçirir. Oğlunuz Wilfred bu okulda yerin altında altı yıl geçirdi ve hâlâ kozasından çıkmasını bekliyoruz.” Özellikle zehirli bir küçük kız beni sokup şunları söyletebilir: “Fiona tıpkı bir buzdağının güzelliğine sahip, ama buzdağından farklı olarak, yüzeyin altında hiçbir şeyi yok.”

Öyle sanıyorum ki sınıfımdaki bu pislikler hakkında dönem sonu raporları yazmak hoşuma giderdi. Ancak bu kadar yeter. Devam etmemiz gerek.

Ara sıra, bunun tam tersine davranan, çocuklarına hiç ilgi göstermeyen ana-babalarla da karşılaşılır. Tabii ki bunlar, çocuklarına tapanlardan çok daha kötüdür. Bay ve Bayan Wormwood, böyle bir ana-babaydı. Michael adında bir oğulları ve Matilda adında bir kızları vardı ve ana-baba özellikle Matilda’yı bir kabuk gibi görüyorlardı. Kabuk, bir süre tutmanız gereken ve günü gelince koparıp attığınız bir şeydir. Bay ve Bayan Wormwood, kü-çük kızlarını koparıp mümkünse komşu kasabaya, hatta daha da uzaklara atabilecekleri günü sabırsızlıkla bekliyorlardı.

Ana-babaların sıradan çocuklara birer kabuk, birer ur gibi davranmaları, yeteri kadar kötü bir şeydir. Ancak söz konusu çocuk olağanüstü biri ise –bununla duyarlı ve zeki oluşunu kastediyorum– durum daha da beter bir hal alır. Matilda bu iki özelliği de taşıyordu ama, her şeyden önce zekiydi. O kadar işlek bir zekâsı vardı ve o kadar kolay öğreniyordu ki, yeteneği en geri zekâlı ana-babalar için bile apaçık ortada olabilirdi. Bay ve Bayan Wormwood ise öyle anlayışsızdılar ve kendi küçük boş yaşantılarının içine öylesine gömülmüşlerdi ki, kızları ile ilgili olağandışı herhangi bir şey fark edemediler. Doğrusunu söylemek gerekirse, küçük kızları bir bacağı kırık halde sürünerek eve girseydi bile durumu fark edeceklerinden şüpheliyim.

Matilda’nın erkek kardeşi Michael gayet normal bir çocuktu, ama daha önce belirttiğim gibi, kız kardeş insanın gözlerini yuvasından fırlatabilirdi. Bir buçuk yaşındayken, konuşması kusursuzdu ve birçok yetişkin kadar kelime biliyordu. Ana-babası buna alkış tutacaklarına, ona gürültücü geveze dediler ve sert bir biçimde, küçük bir kızın görülebileceğini, ama sesinin duyulmaması gerektiğini söylediler. Matilda üç yaşına geldiğinde, evde sağda solda duran gazeteleri ve dergileri inceleyerek, okumayı kendi kendine öğrendi. Dört yaşına geldiğinde hızlı ve iyi okuyabiliyordu; doğal olarak kitapların peşine düştü. Bu aydın aile çevresinde bulabildiği tek kitap, annesine ait Kolay Yemek Pişirme adlı bir şeydi. Bu kitabı baştan sona kadar okuduğu vakit, bütün yemek tariflerini ezbere öğrendi. Ama daha ilginç bir şey istediğine karar verdi. “Baba,” dedi, “Bana bir kitap alabilir misin acaba?” “Kitap mı?” dedi babası. “Yalan dolu kitapları neden istiyorsun?” “Okumak için, baba.” “Tanrı aşkına söyler misin, TV’nin ne eksiği var? Altmış iki ekranlı güzel bir TV’miz var ve sen gelip benden kitap istiyorsun! Kızım, iyice şımarıyorsun artık sen!” Matilda, hafta içi her gün öğleden sonra evde yalnız kalıyordu. Erkek kardeşi (ondan beş yaş büyüktü) okula gidiyordu. Babası işe, annesi de on mil uzaklıktaki bir kasabaya, bingo oynamaya gidiyordu. Bayan Wormwood bingoya çok düşkündü ve haftanın beş günü öğleden sonraları bingo oynardı. Babasının ona kitap almayı reddettiği günün öğleden sonrasında, Matilda kendi başına köyün kitaplığına doğru yürüdü. Oraya vardığında, kendisini kitaplığa bakan Bayan Phelps’e tanıttı. Bir süre orada oturup kitap okuyup okuyamayacağını sordu. Bu kadar küçük bir kızın kendi başına gelişine şaşıran Bayan Phelps, yine de onu çok iyi karşıladı.

“Affedersiniz, çocuk kitapları nerede?” diye sordu Matilda. “şu alt raflarda,” diye karşılık verdi Bayan Phelps. “Bol resimli bir kitap bulmak için yardımcı olmamı ister misin?” “Hayır, teşekkürler,” dedi Matilda. “Kendi başıma becerebileceğimden eminim.” Matilda o günden itibaren her öğleden sonra, annesi bingoya gider gitmez, tıpış tıpış kitaplığa yürüyordu. Yalnızca on dakika süren yürüyüş, ona rahat bir köşede kendi başına oturup kitapları birbiri peşi sıra devirdiği iki fevkalade saat sağlıyordu. Orada bulunan tüm çocuk kitaplarını okuyup bitirdikten sonra, başka şeyler bulmak için etrafta dolaşmaya başladı. ıki haftadır onu büyülenmişçesine izleyen Bayan Phelps, masasından kalktı ve kıza doğru yürüdü. “Yardım edebilir miyim Matilda?” diye sordu. “şimdi neyi okuyacağımı düşünüyorum,” dedi Matilda. “Tüm çocuk kitaplarını bitirdim.”

“Yani resimlerine baktım mı demek istiyorsun?” “Evet, ama kitapları da okudum.” Bayan Phelps upuzun boyuyla aşağıya doğru Matilda’ya, Matilda da yukarı ona doğru baktı. “Bazılarının çok yetersiz olduğunu düşünüyorum,” dedi Matilda, “ama ötekiler çok hoştu. En çok Gizli Bahçe’yi sevdim. Gizemle doluydu. Kapalı kapının arkasındaki odanın ve büyük duvarın arkasındaki bahçenin gizemi.” Bayan Phelps afallamıştı. “Tam olarak kaç yaşındasın, Matilda?” diye sordu. “Dört yaşında ve üç aylığım,” dedi Matilda. Bayan Phelps iyiden iyiye afalladı, ancak bunu kendine saklayacak kadar aklıselim sahibiydi. “şimdi ne tür bir kitap okumak istiyorsun?” diye sordu. Matilda, “Büyüklerin okudukları cinsten, gerçekten iyi bir kitap okumak istiyorum,” dedi. “Ünlü bir kitap, ama isim bilmiyorum.” Bayan Phelps ağır ağır rafları gözden geçirdi. Nasıl bir kitap vermesi gerektiğini bilemiyordu. ınsan yetişkinler için yazılmış ünlü bir kitabı dört yaşındaki bir kız çocuğu için nasıl seçer, diye sordu kendi kendine. ılk düşüncesi, on beş yaşındaki okullu kızlar için yazılmış bir aşk hikâyesi seçmekti. Ancak nedense rafın yanından içgüdüsel olarak geçtiğini fark etti. “Bunu dene,” dedi sonunda. “Çok ünlü ve çok iyidir. Çok uzun gelirse, bana haber ver, sana daha kısa ve biraz daha kolay bir şey bulayım.”

….

Yayım tarihi